Ana Sayfa   -----  Home


AKP’nin Kürtleri Yönetme Stratejisi

 

AKP gibi Osmanlı kalıntısı bir hareketin Kürt sorununu çözme ve demokratikleşme gibi bir derdi ve hedefi var mı?

Osmanlı devamı olan şimdiki Türk devletinin tarihi katliamlar tarihidir. bağımsızlığını kazanamayan son azınlıkları korkunç katliamlardan geçiren bağnaz akıncılar, önce Ermenileri ve şimdide Kürtleri soykırımdan geçirmekle meşgul...

Bugün Osmanlı kopyası olduğunu savunan İŞİD örgütünün Kobane fetvasını iyi okumalıyız.

Hatırlatalım ki Rojava’da benzer fetvaların Kürtler için verilmesini, tüm kürt topraklarını işgali savunan TC yönetici unsurların ve Başbakan R. T. Erdoğan’ın ibretliğini ve tarihsel paradoksu doğru okuyalım.

 “...Topluca öldürülmeleri gerekir. Onları öldürmek için yapılan savaş, en büyük, en kutsal savaştır. Bu uğurda ölmek şehitliğin en ulusudur. Tamamını öldürüp yok etmek Müslümanlar için farzdır.” (İŞİD kobane fetvasından)

“Onlara eğilim duyanlar, onlara katılmak isteyip de yakalananlar ve onlara yardımcı olanlar, onlar gibi kâfirdirler, öldürülmeleri vaciptir. Kürtlerin malları, çocukları ve karıları Müslümanlar için helaldir, ganimettir. pişmanlıklarının, tövbelerinin, yalvarmalarının hiçbir değeri yoktur. Öldürülmeleri vaciptir.” (İŞİD)

 

Osmanlı devleti 1875-1876 Bulgar ayaklanmasını bastırma da Çerkezler ve başıbozuk birliklerin kullandı. Bulgaristan bağımsızlık mücadelesini bastırmak için Osmanlı’nın meşhur fetvalarından biri de Bulgarlar için verilir. Bulgarların malı, kadını ve canını almanın meşruluğunu ve bu yolda ölenlerin şehit düşeceğini anlatan fetvalar elbette ki bizlere yabancı gelmiyor. Bulgar bağımsızlık mücadelesini bastırma da kullanılan Çerkezler çeteler o dönemde “Ölü Soyucular” olarak bilinirdi. Dönemin tanıklarından biri o günleri şöyle anlatır: “Kadınlar ve kız çocukları saçlarından tutuldular, bir darbeyle diz çökertildiler, boyunlarından kesildiler. Çocuklar süngülere geçirildiler, hamile kadınlar karınlarından deşildi. Birçoğu sırayla soyuldular ve bir odun parçasının üzerinde hayvan sürüleri gibi büyük bir serin kanlılıkla kesildiler…”

1890 yılında Ermenilere karşı kurulan Hamidiye Alayları Kürt Aşiretlerinde Oluşuyordu. 1892 tarihinden 1915 tarihleri arasında çeşitli dönemlerde Ermeniler karşı gerçekleştirilen katliam ve soykırımda Hamidiye Alayları Ermenilere karşı işlenen insanlık suçunda Osmanlıya ortak olmuşlardır.

Osmanlı’nın emperyalist devletler tarafından işgalinde Kürtler, Kızılbaş ve Bektaşi Alevilerinin desteği istenmiş, onlara yeni kurulacak devlette haklarının verilmesi noktasında sözler verilmiş, ne var ki, tıpkı Ermenilere verilen sözler gibi bu sözlerinde havada kalmasının yanı sıra bu sefer de Kürt ve Kızılbaş Alevilerinin katliamları gerçekleşmiştir. Daha önceleri Süryanilere ve diğer halklara yönelik katliamları da anekdot olarak düşüyoruz. Cumhuriyet Türkiye’sinin çeşitli dönemlerinde Kızılbaş Alevilere ve Kürtlere yönelik katliamlar devam etmiştir.

Tüm buradan çıkarılacak sonuç, halklar gerek Osmanlı döneminde gerek ise Cumhuriyet Türkiye’sinde katledilirken yöntem olarak da bir birlerine karşı kullanılmışlardır. 1978 Maraş katliamında artık fetvalar yerine dedikodu ve kara propaganda yöntemleri seçiliyordu. Fakat Maraş Katliamı ile Osmanlı döneminde Kızılbaşlara, Bulgar halkına, Ermenilere yönelik katliamların biçimleri neredeyse tıpa tıp aynıydı.

El Kaide bağlantılı İŞİD ve El Nusracıların Kürt kızları için çıkardığı fetvalar ile altı yüz yıl öncesinin fetvaları neredeyse tıpa tıp aynısı. Kürt kızlarının cihatçılar için helal olduğunu ilan eden fetvalar ile Kürtlere ve Arap Alevilerine yapılan katliamları karşılaştırdığımız da, aslında barbarlığın ve yamyamlığın da neredeyse aynı olduğunu görebiliriz. Mantık aynı, fetvalar ve katliamlar benzer. Buradan bir insanlık ve buradan demokrasi çıkar mı?

15 Aralık 2011 Suriye “iç” savaşının başlangıç tarihi olarak geçer. O tarihten bugüne bir-kaç Arap Alevi ve Kürtlere yönelik sayısız katliam ve saldırı gerçekleştirildi.

11 Aralık 2012’de Hama şehrine bağlı Arap Alevilerinin çoğunlukta olduğu Akrab kasabasında OSO’nun yaptığı saldırı da 125-ile 300 arası sivil topluca katledildi.

29 Ocak 2013’de Halep’in Özgür Suriye Ordusu kontrolünde ki Bustan’ul Kasi bölgesinde Kuveys nehri kıyısında elleri arkasına bağlı şekilde infaz edilmiş çoğunluğu 18 yaşı altında bulunan yaklaşık 80 ceset bulundu. Bu katliamı El Nusra gerçekleştirmiştir.

5 Ağustos tarihinde El Nusra Rojava’da rehin aldığı yüzlerce çocuk, kadın ve erkek katletti. El Nusra her gün insanları boğazından keserek öldürüyor. Bubarbarlık ve yamyamlık örneğini Osmanlı’da Kızılbaş Alevilerinin, Bulgarların, Ermenilerin, Kürtlerin katledilmesinde biliyoruz. Neo-Osmanlıcığın “Stratejik Derinliğinde” gerçekleştirilen kirli ittifaklarında, bizzat Türkiye’nin sponsorluğunda El Nusra ve OSO güçlerinin gerzekleştirdiği katliamları, bu katliamların hangi jeo-politik, iktisadi ve dini ritüeller çerçevesinde gerçekleştirildiğini anlamamız, gelecekte bu coğrafyayı nelerin beklediğini anlamamız açısından da yararlı olacaktır.

Amed, Şırnak, Hakkâri, Cizre vb. Kürt kentlerin de çocukların katliamına kadar uzanan bir dizi katliamların yaşanması, öğrencilerin, avukatların, gazetecilerin vb. sürek avı ile tutuklanıp hapishanelere gönderilmesi; Hrant Dink’in AKP’nin bürokratlarının (MİT, Genel Kurmay, Valilik, Emniyet vb.) inisiyatifinde geliştirilen planla katledilmesi, bu katliamı planlayanların hepsinin AKP tarafından ödüllendirilerek daha üst mevkilere atanmaları ve hatta dönemin Valisi şahsın daha sonra İç işleri Bakanı olarak ödüllendirilmesi süreci yaşandı. Fakat süreç bununla da bitmedi, Roboski yaşandı. Onlarca Kürt çocuğu ve genci hunharca katledildi. Başbakan Tayyip Erdoğan Genel Kurmay’ı katliamdan dolayı tebrik etti. Elbette ki bu baskı, zulüm ve katliamlar zinciri ile eşgüdümlü olarak AKP’nin şovenist söylemlerinin dozajı yoğunlaşarak artıyordu.

Öte yandan da TBMM’de ki Anayasa Komisyonun da süren Anayasa çalışmasında daha en baştan AKP, MHP ve CHP koalisyonu ile anadilde eğitim hakkının ve anayasal vatandaşlık tanımının en başta ret edilmesi, devletin ve AKP’nin “çözüm süreci”nden ne anladığını göstermesi açısından da çarpıcıdır. “Demokratikleşme Paketleri”de cümlenin tam anlamı ile bir komediye dönüşmüş durumda. Her paket açıldığında içi boş çıkıyor, altından bir paket daha açılıyor o da boş, onun altından ki paket de açılıyor o da boş çıkıyor. Velhasıl geriye kalan en dipte ki paket zaten Anayasa Komusyonun’da ret edilen Anayasal vatandaşlık tanımı ve anadilde eğitim hakkının yok hükmünde sayılması üzerine bina edildiği için, artık hiç bir çekiciliği ve “büyüsü”de kalmadı.

 
Tema

KÜRDİSTAN DEVLETİNİN KURULUŞU TEK AMAÇTIR.

Nasil Türkler'in Türkiye'si, Gürcüler'in Gürcistan'i, Ermeniler'in Ermenistan'ı varsa Kürtler'in de Kürdistan'i olmalidir.

BU, BÜTÜN MİLLETLERİN EN DOĞAL HAKKIDIR. 

Eğer tüm Kürdlerin ortak bir bağımsızlık hareketi gelişirse ki, bu şimdi mümkündür,  ABD ve AB devletleri uzun süredir sürdürdükleri Arap - Türk yanlısı politikalarını değiştirmek durumunda kalacaklardır ve böylece ilk Kürdistan devletinin ortaya çıkması sağlanacaktır.
  
Makaleye giriş >>>

Home