Dipten gelen dalga

Hasan Bildirici
Hasan Bildirici

Tarih: 10 Eylül 2008 Çarşamba

 
Ortadoğu’da Kürt sorunu, konuşulanların ötesinde bir sorundur. Kimsenin güç yetiremediği; ezip bir kalıba sokamadığı, bir süre için soktuğu kalıpta uzun süre tutamadığı karmaşık bir sorundur. Ortadoğu’nun kalp kapakçıklarını tutan Kürtler, her şeye rağmen yükselişe geçmiş bir halktır.

Fütuhat ve savaş yorgunu Türklerin; Kürdün, aynı zamanda kanadını kırmış olmakla kendi güvenliğini tüketmiş olan Türk devletinin ayaklarına dolanmış dörtlü sömürge zincirinden kurtulma takati yoktur. Olanağı yoktur. Bu takatsizlikten dolayıdır ki, Türk asker ve sivil yöneticileri Kürt sorunu karşısında bir an önce emekli olmanın peşindedirler. Bundan başka çareleri yoktur.

Araplar ve İranlılar din ve mezhep çatışmalarının yorgunudurlar. Daha birkaç yüz yıl öncesine kadar imparatorluklar kurmuş olan bu güçlerin çağdaş dünya karşısında yükselme şansları sıfırdır.

Ne kadar kullanılmış olursa olsun, Kürtler bakir bir halktır. Arayış halindedir. Özgürlük konusunda aç, iktidar paylaşımı konusunda isteklidir. Bu nedenle hep isyan etmiş, fakat kendi iç ihanetleri yüzünden hep yenilmiştir. Kürtlerin düşmanlarının herkesten daha alçak olduğu söylemi, büyük bir yalandır. Bütün sömürge ulusların düşmanları alçaktır. Düşmanın gaddar ve aşırı alçak olması bir ulusun yenilmesi için gerçekçi bir neden değildir. Kürtlerin yenilgisi kendi içinden gelmektedir, iç ihanet Kürtlerde direnişten daha güçlü bir yaşam tarzıdır.

Kürt ulusunun tek maddelik ulusal hukuku yoktur. Kürt ulusunun dörtlü sömürgecilikle ilişkilerini sağlayan hakim sınıfları küçüktür, elli gönüllüdür; korkak, çıkarcı ve yalancıdır.

İşbirliği yaptığı sömürge devletlerden kendi çocuklarının anadilini istemeyecek kadar hayat dışı, aslını itiraf edemeyecek kadar korkak, bir maaşa teslim olacak kadar düşkündür.

Bu düşkünlük, isyanlara kalkmış milyonlarca Kürdün kanlı ölü gömleğinin dağılmış hane kapılarına asılmasının başlıca nedeni olmuştur.

Buna sahtekarca, “barış, kardeşlik ve bir arada yaşama” adı verilmiştir.

Kürt asıllı sömürgeci uşakların, kökleri kurutulmuş Kürdistan evlatlarının kanlı feryatları üzerine oturttukları aşağılık yaşamları; Türk, Fars ve Arap sömürgeciliğinin Kürdistan’ın en büyük iç kurumları halini almasını sağlamıştır.

Kürt ulusunun hakları için mücadele edenlere “terörist”, her gün Kürdistan’nın ciğerlerini söken davranışların sahiplerine “mehmetçik” denmesi bunlar sayesindedir.

Fakat Kürdistan’nın dört parçasını kasıp kavuracak dipten bir dalganın gelişi duyulmaktadır. Siyaseti sabahtan akşama kadar birbirinin dedikodusu haline getiren kocaman adamlara inat ana dili yasak Kürt çocukları, bir ilki gerçekleştirmiş, Türk sömürgeci okullarını boykot etmişlerdir.

Bu çocukların sayısının kaç olduğu hiç önemli değildir. Bu çocukların kaç okulda bu tavrı sergilediklerinin hesabını tutmak çok anlamsızdır. Kürtlük, Kürt çocuklarının filiz omuzlarına yaslanacaksa, oradan mutlaka özgür bir Kürdistan çıkacaktır.

Geçmiş ölü tecrübeleriyle birlikte Kürtler 30 senedir dişe diş bir mücadele sürdürmektedirler. 30 yıl, kurtuluş yolunun netleşmesi açısından yeterli bir süreydi aslında. Fakat Kürtler ve siyasetleri hep zor olanı, illegal olanı, abartılı olanı seçtiler. Daha sonra da taleplerini en alt seviyeye çekmekle de psikolojik üstünlüklerini Kürdistan’da ayakları titreyen sömürgeci kurumlara kaptırdılar.

Kürdistan’da yasa dışı olması gereken telaşlı sömürgeci kurumları tedirgin etmesini bilmediler. Asıllarına ve köklerine küfür ettiren sömürgeci eğitim sisteminin bir an önce ortadan kaldırılması gereken kokmuş bir ceset olduğunun ya ayrımına varmadılar ya da gerekeni yapmadılar. Bebekten katil yetiştiren bu okullara çocuk göndermeyi eğitim saydılar.

Bu okullardan mezun olmuş milyonlarca asker, özel tim elemanı ve katilin ortalıktaki varlığını görmezlikten geldiler.

Kanuni Sultan Süleyman’ın bundan 500 sene önce ismiyle övündüğü, ilk meclisine milletvekillerinin ismini vererek girdikleri Kürdistan ülkesi bu eğitim sonunda “bölge”, halkı da “bölge halkı” olarak adlandırıldı.

“Bölge” ve “ Bölge halkı” kavramı artık meclisteki Kürt siyasetçilerin dilinden, sömürgecilik baskısı altındaki Kürt gazetelerinin satırlarından düşmez oldu.

Fakat TZP Kurdi’nin çağrısı sunucu Kürt çocukları, sömürgeci uşaklar ve egemen Türk ırkçılığının ortaklaşa tertiplediği bu aşağılık eğitim sistemine karşı itirazlarını bildirdi.

Demek ki, sömürgeciliğe karşı mücadelenin her zaman çok kanlı, çok çetrefili, çok siyasi olması gerekmiyormuş. Bir Kürt çocuğunun bazen sınıfta öğretmen ve müdüre karşı ana dilini istemesi sömürgeciliğin tüylerini ürpertmeye yetiyormuş.

Demek ki, Kürt milletvekili olmak için çok okumak ve entelektüel kıvraklığa sahip olmak gerekmiyormuş. Oğullarını ve kızlarını Kürdistan mücadelesine adamış ak yazmalı bir ev hanımının meclis kürsüsüne çıkıp “artık ana dili yasak çocuklar doğurmak istemiyoruz” demesi, sömürgeci barbarlığa verilmiş en net ve entelektüel halk cevabı oluyormuş.

Çoğu zaman üzerinde kıyametler koparılan altı boş siyasal demeçlerin ve kocam adam dedikodularının birkaç yıl içinde bir değeri kalmıyor.

Yetmiş yıl dünyanın yarısına hükmeden Sovyetler Birliği Komünist partisinin ülkeleri titreten bildirilerinin kaçı aklınızda? Birbirini yiyip tüketen kaç merkez komite üyesinin ismini biliyorsunuz? Ya da bu isimlerden bir kaçını bugün çatışma halinde olan Rus veya Gürcülerden bilen var mı?

Marks ve Engels’in binlerce kitabının içerdiği düşüncelerinin yüzde kaçı gerçekleşti? Dünyayı Alman ırkının kölesi haline getirmek için yola çıkan Hitler’in yanmış kemikleri hala Rusların elinde değil mi?

Hayat yalnızca önemli siyasal iddialar ve davranışlar doğrultusunda gitmiyor.

Hayat biraz da kendi doğallığıyla akmalı.

Bilmiyorum, minik Kürt çocuklarının Kürdistan isteyen afacanlıklarını çok sevdim.

Kürdistan’ın dipten gelen dalgasıdır onlar. Bebekten katil yetiştiren sömürgeci sistemin inadına, bebekten özgürlük isteyen çocuklar yetiştirmek...

Ne büyük bahtiyarlık!

Türkler fütuhat, Farslar ve Araplar din ve mezhep çatışmalarının yorgunlarıdır. Bu üç sömürgeci gücün Kürdistan üzerindeki irtifa kaybı hızlanarak sürecek...

Özgürlüğe ve hayata aç Med yurdunun çocuklarının yükseliş vaktidir.

Oradan oraya sıçrayıp duran karnı aç bir çekirge değil midir uygarlık?

Uygarlığın, binlerce yıl önce kaçıp gittiği Mezopotamya’ya geri dönüşü Med yurdunun özgürlük kıtaları sayesinde olacak. Bunu hissediyor ve gelecek o güzel günler hatırına içten gülümsüyorum...

O görkemli zamanları görecek olan çocuklara ne mutlu...

 



 
  
Hasan Bildirici
bildiricihasan@hotmail.com

 
 
Me di vê belavokê de çareserîya pirsa kurd û Kurdîstanê danîye ber çavan. Em bang û gazî li kes, sazî, rêxistin, rewşenbîr, tezgeh û tendensên sîyasî, demokrat û humanîst dikin ko piştgirîya banga me bikin.   Berdewam>>>