Pale Forumu

    Pale  Blog

    Kirkuk

 
   Muzik

    Linkler

    Duyurular

    Arsiv

    Resimle 

Egenekon ve Apocular II

Mewla Benavî

Türk devleti’nin Kürt milletine karşı düşmalığı devam ediyor. Abdullah Öcalan ve apoculuk’un varlığı bunun delilidir. Türk’lerin Kürtler içerisindeki tek bağlantısı apocular değil ve Türklerin PKK içerisindeki tek bağlantısı Abdullah Öcalan değil. Abdullah Öcalan ve apocuların, apocu-devlet ilişkisini, Pilot ve Kesire ile açıklıyor olmaları, Türklerin PKK içerisindeki mevcut hakimiyetini gösterir. Eğer güçlü olmasalardı Kürt milletinin karşısına bu tür saçma gerekçeler ile çıkamazlardı.    Makale

      Ergenekon ve apocular I

Mewla Benavî
Çeşitli güçler, kendi çıkarlarını kurumak için, Egenekon örgütünün oluşumu ve ne olduğu ile ilgili kendi perspektiflerine göre bilgi veriyorlar. Türk devleti ve apocular Ergenekonu 1950 sonrasında ABD ve NATO tarafından Batı blokuna bağlı ülkelerde kurulan anti-sovyet, anti-komunist örgütlere bağlamaya veya aynı örgütün devamı olduğunu göstermeye çalışıyorlar. Bu yalandır. Tamamen yanıltma ve Türk devletinin Ergenekon içerisindeki rolünü hafifletmek ve hedef şaşırtma amaçlıdır. Ergenekon denilen örgüt; NATO ve ABD’ya bağlı örgütün çözülüşünden sonra kurulmuştur ve hedefi Kürt milletidir.

ABD’nin Türkiye’de kurduğu örgütün, Kürt milletine oldukça büyük zararı dokunmuş ve Türk devletine yararlı olmuştur. Ama bu böyle olduğu için, Ergenekon örgütünü ABD ve NATO’ya bağlamak doğru değil. Türk devleti planlı bir şekilde Ergenekon’u ABD ve NATO’ya bağlamaya çalışıyor. Oysa sözü edilen Ergenekon %100 Türk malıdır. Kürt milletine karşı kurulmuştur, ABD, AB ve NATO’ya da karşıdır.

Türkler; Sovyetlere karşı oluşturulan örgütün tecrübe, bilgi ve imkanlarını Kürt milletine karşı kurdukları örgütlerine aktardılar. Ergenekon da ABD, NATO ve Batı’nın sağladığı bilgi, tecrübe ve teknik imkanlardan yararlanmıştır ve BATI dünyası bu açıdan da Kürt milletine karşı suçludur. Ama Ergenekon bir Türk örgütüdür.

Bu konuya fazla değinmemin nedeni; Türk basını ve apocuların Kürtleri yaıltmaya çalışması, Kürtleri Batı’ya düşman etmeye çalışmasıdır ve Kürtlerin Batı’ya karşı olması Kürtlerin yararına değil, zararınadır.

Türk medyası Ergenkon’un Kürtlerin başına ne tür belalar getirdiklerini duymak, görmek istemiyor—Hurriyet gazetesi yazarı Cüneyt Ülsever başından beri Ergenekon’un Kürtler ile ilgili kısmı ortaya çıkarılmalı ve Kürtler ile ilgili kısmı ortaya çıkarılmadan bir sonuca varılamz diyor. Bunu Ergenekon ile ilgili hemen hemen her yazısında belirtiyor. Yıldırım Türker ve belki birkaç kişi daha var, ama Türk medyası bir bütün olarak Ergenekon’un Kürdistan’da ve Kürtlere karşı yaptığı cinayetleri suç saymıyor—Çok cuzi ve mecburi bir şekilde İddinameye yansımış olayları da gizlemeye çalışıyor.

Biz de bizi, Kürtleri, ilgilendiren kısımlarını ‘deşifre’ etmeye çalışacağız.

Ergenekon’un iddianameye geçen bir stratejisi vardır. Bu strateji aslında Türk devleti’nin stratejisidir. Ergenekoncuların yakalanıyor olması veya devlet güçlerinin birbirine girmesi bunu değiştirmez. Zaten 1990 sonrasında Türk devletinin bütün güçlerinin üzerinde anlaştığı bir politikası yok. Sadece Kürt milletine karşı olmakta ortak politikaya sahiptirler, ama bu konuda da metod’ta anlaşamıyorlar. Diğer bütün konularda zaten anlaşamıyorlar. Dolayısıyla Ergenekonun strateji ve çalışmaları tamamen Türk ordusunun hazırladığı startejidir. Özellikle Kürtler ile ilgili olan kısmı böyledir. Onun için; Ergenekon’un Kürtler ve dolayısıla PKK ile ilgili politikasını resmi devlet politikası olarak kabul etmek gerekiyor.

Ergenekon iddianmesinde; “Panzehir Etnik/Bölücü Opersayonlar Tasfiyesi Kürt Hareketi Ve Türk-Kürt Kardeşliği İstanbul 27 Mart 2000” isimli dökümanda şöyle yazılıyor:

“Abdullah Öcalan'm tutukluluk sürecinden yararlanılması ve PKK Başkanlık Konseyi kadrolan süratle tasfiye edilerek yerleri elde edilmelidir. Bunun gerçekleştirilme olanağı vardır. Ve bunu Abdullah Öcalan gerçekleştirebilir... Abdullah Öcalan, beyanlarında HADEP'in çalışmalarını yeterli bulmadığını ifade etmiştir. Buradan yola çıkarak, PKK Başkanlık Konseyi'ni tasfiye ederek yerlerine önereceği yeni isimlerin görev almasını sağlayabilir. Bu HADEP kadrolan için de geçerlidir... Abdullah Öcalan'm yargı süreci içinde gerçekleşebilecek olan bu operasyonun temel hareket noktası: PKK yönetim kadrolarının başarısızlık nedeniyle tasfiye edilerek, yerlerine Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarından seçilecek olan genç, donanımlı ve uygun subayların atanmasından ibarettir.”

Ergenekon İddianamesi, 2008, Syfa: 853-854

Dokümanı hazırlayanların hayal aleminda yaşamadıkları ve gerçekten Abdullah Öcalan’ın bu stratejiyi uygulamaya hazır olduğunu gösteren önemli deliller vardır.

Abdullah Öcalan 12-Kasım-1998 tarihinde Roma’ya gidiyor ve Tuncay Güney’in ifadesine göre o zaman Abdullah Öcalan'ın temsilcisi ve avukatı Doğan Erbaş, Türk devleti yetkilileri ile ilişkiye geçiyor. Tuncay Güney görüşmelere Veli Küçük adına kendisinin katıldığını ve görüşmelere Doğu Perinçek’in aracı olduğunu söylüyor.

Tuncay Güney polis ifadesinde görüşmelerin ne zaman olduğunu şöyle açıklıyor:

T.G.: Doğan Erbaş. Apo'nun avukatlarından. Veli Küçük'ün isteği üzerine gidip görüştüm Doğan Erbaş'la. 'Öcalan teslim olmak istiyor' dedi.

Polis: Ne zaman.

T.G.: İtalya'ya şey yaptığı ayyuka çıkmıştı.

Polis: İtalya'dan çıkmış nereye gidiyordu.

T.G.: Daha gitmemişti, Rusya'dan İtalya'ya geçti dedikoduları vardı. İtalya'da patladıydı hani. 'Aradık, arıyoruz' dedikoduları çıktığındaydı. Uydudan tespit olayları vardı. İşte o günlerde Perinçek'in odasında biz görüşmeler yapıyorduk.

Abdullah Öcalan’ın teslim olmak için şartları vardır ve Tuncay Güney Şartları şöyle açıklıyor:
”T.G.: Evet kabul etti. Şartlarınız neler, dedik. Öcalan'ın teslim olmasının yazıya dökülen gayrı resmi şartları şunlardı: Şartlarından Avrupa'dan barış heyetleri gelecek, bunların kabul edilmesi. K. Irak'tan insanlar, gerillaların bir kısmı, 'itirafçı' olarak gelecek. Yani girecek köylerine dönecekler filan. Biz görmezlikten geleceğiz. Murat Karayılan gibi, Cemil Bayık gibi insanlar yurtdışına gidecekler. Kamplarımızı kısaltacağız. PKK, K. Irak'ta kalsın, Talabani ve Barzani'ye karşı sizin üçüncü kol gücünüz olsun. On bin gerillayı sekiz bine silahlı gerillayı üç bine düşürelim.”

http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=28.07.2008&c=1&i=131410

O zamanı yaşayan ve hatırlayanlar bilir. Kürt gençleri ve özellikle Kürt kadın ve kızları kendilerini yaktıları, intihar ettiler. Liderlerine dünyada yer açmak için intihar ettiler. Ama lider, PKK gerilalarını Türk devletine ‘üçüncü kol’ yapmaya çalışıyordu ve Türk devletinin en katil ve en çok Kürt öldüren örgütü ile görüşüyor, onların aracılığı ile ‘yuvaya’ dönmeye çalışıyordu.

Abdullah Öcalan teslim olmaya çalışırken 60’ın üzerinde Kürt insanı kendisini yaktı, intihar etti. Binlerce ve onbinlerce Kürt Roma’ya ‘kahraman liderlerini’ Türk’lerden gelecek ‘beladan’ kurumaya çalıştı. Aynı zamanda liderleri de Veli Küçük ile görüşüyor ve ölmeyenleri ‘üçüncü kol’ yapmaya çalışıyordu.

Sadece bu kadar değil. Abdullah Öcalan ve apoculuk her bakımdan hazinedir ve hazineyi ele geçirmek isteyenler sadece Veli Küçük, Doğu Perinçek ve takımı değil. Daha büyükleri var ve sonunda onlar, Abdullah Öcalanı denetimlerine alıyorlar, daha doğrusu elden çıkarmıyorlar.


Egenekon ve Apocular II

Mewla Benavî

Türk devleti’nin Kürt milletine karşı düşmalığı devam ediyor. Abdullah Öcalan ve apoculuk’un varlığı bunun delilidir. Türk’lerin Kürtler içerisindeki tek bağlantısı apocular değil ve Türklerin PKK içerisindeki tek bağlantısı Abdullah Öcalan değil. Abdullah Öcalan ve apocuların, apocu-devlet ilişkisini, Pilot ve Kesire ile açıklıyor olmaları, Türklerin PKK içerisindeki mevcut hakimiyetini gösterir. Eğer güçlü olmasalardı Kürt milletinin karşısına bu tür saçma gerekçeler ile çıkamazlardı.    Makale