Pale Forumu

    Pale  Blog

    Kirkuk

 
   Muzik

    Linkler

    Duyurular

    Arsiv

    Resimle 

                   Egenekon ve Apocular II

Mewla Benavî
Türk devleti’nin Kürt milletine karşı düşmalığı devam ediyor. Abdullah Öcalan ve apoculuk’un varlığı bunun delilidir. Türk’lerin Kürtler içerisindeki tek bağlantısı apocular değil ve Türklerin PKK içerisindeki tek bağlantısı Abdullah Öcalan değil. Abdullah Öcalan ve apocuların, apocu-devlet ilişkisini, Pilot ve Kesire ile açıklıyor olmaları, Türklerin PKK içerisindeki mevcut hakimiyetini gösterir. Eğer güçlü olmasalardı Kürt milletinin karşısına bu tür saçma gerekçeler ile çıkamazlardı.

Daha önceki yazımda, Ergenekon’un PKK ile ilgili stratejisinin esasında Türk devleti startejisi olduğunu yazdım. PKK adını alan gurubun, Türk devleti tarafından 1970’li yılların başında kurulduğu iddiaları yeni değil. PKK’ye dönüşecek olan örgütün, 1970’li yılların başında Antakya’da kurulduğunu Bülent Orakoğlu ve başka kaynaklar da iddia ediyor.

Zaten işin başında, Apocular’ın çalışma metodları ve imkanları Kürt’lerin değildi. Apocu akıl da Kürt aklı değildi. Apocu kadrolar yaptıkları işin eğitimini—Kasıt okulda gördükleri eğitim değil. Askeri ve istihabarat eğitimi almış olmalarıdır— görmüş kişilerdi. Bunu pratiklerinden ve deşifre olan çalışma tarzlarından da anlıyoruz.

Şimdi artık PKK’nin ‘değerli’ olduğu ve Kürt düşmanları için çok değerli olduğu genel kabul görür. Ama bu örgüt, başından beri değerli görünüyor ve Kesire Yıldırım’ın Abdullah Öcalan ile evlenmesi bu değeri gösteriyor. Değerli ve önemli olmasa, henüz yokken Kürt olamayan kişilerin ilgisini çekmez ve gidip merkezine yerleşmezler. Kemal Pir, Karer vb.lerinin apocu olmasının başka hiçbir izahı yoktur.

Apocuların iddiası, Kesire’nin İsmet Kılıç ile nişanlı ve evlenmek üzere iken ve Abdullah Öcalan’dan nefret ederken, Abdullah Öcalan ile evlendiğidir. Bu evlilik; apoculuğun sadece bir gurup için değil, Türk devletinde etkin olan birden fazla gurub için önemli olduğunu gösteriyor. Yani apocular, bir tek örgüte teslim edilmeyecek kadar önemli ve değerlidir. Türkler için ölüm kalım meselesidir. İşte böylesi önemli bir gelişmeyi sadece bir tek devlet örgütüne teslim etmek istememişler ve büyük bir ihtimal ile Kesire’nin Abdullah Öcalan ile evlenmesi ‘yukardan’ gelen bir emir ile olmuştur. Yani Abdullah Öcalan ve Kesire Yıldırım Türk devletinin iki ayrı örgütünün elemanlarıdır. Sadece iki örgüt mü apocular ile ilgilenmiş? Olmaması gerekiyor.

PKK içerisndeki tasfiyeleri, illahi tasfiye olanların yurtsever, kurdperwer olduklarını göstermez. Abdullah Öcalan’ın kötülüğü ve katilliği, karşısındaki herkesi temizletmez. PKK içerisindeki tasfiye ve ölümler; Türk devletine egemen olan ve olmaya çalışan gurupların mücadelesinin PKK içerisinde kanlı bir şekilde sürmesidir. Bu kanlı mücadelede de zarar gören Kürtler oluyor ve Kürt gençlerini birbirlerine kurban ediyorlar. Doğu Perinçek Bekaa kampına gidişinde Abdullah Öcalan, bir gurubu yakalamış ve MIT’in adamı olmak ile suçlamıştı. Doğu Perinçek’te mahkemelerine katılmış ve daha sonra 2000’e doğru dergisinde onların öldürülmelerinin haklı olduğunu yazmıştı.

Daha sonra Abdullah Öcalan, öldürülenlerin günahsız olduğunu ve başka bir gurubun suçlu olduğunu beyan etmiş ve bir gurup daha öldürtmüştü. Sadece bu olay bile, Abdullah Öcalan’ın Dehaq olduğunu gösterir. Ama bu işte taraf olan herkesi pir û pak yapmaz. Esasında mücadele PKK’ye hakimiyet içindir ve hakim olacak guruplardan hiçbir tanesi Kürtlerin hakimiyeti anlamına gelmez. Bu en azından 1997 yılına kadar böyledir. Zaten gelişmlere baktığımız zaman, Doğu Perinçek gurubu kontrolü kaybediyor ama başka bir gurup, Yalçın Küçük’ü ‘gönüllü sürgüne’ gönderen gurup hakimiyet kazanıyor.

Şimdi Ergenekon iddianmesine devam edebiliriz.

Doğan Erbaş 28-07-2008 tarihinde yaptığı yazılı açıklamda Tuncay Güneyin ifadesini tekzib eder-etemez bir havadadır. İşi “herkes ile görüşüyorduk” ile kapatmaya çalışıyor. Geçersizdir ve Abdullah Öcalan’ın ‘üçüncü kol’ yaratma girişimi 1998 yılından çok öncedir. Sadece Tuncay Güney’in ifadesinde geçmiyor.

Ergenekon üyesi olduğu iddiasıyla yakalanan Hikmet ÇİÇEK’in flash diskinde ve İşçi Partisi Basın Bürosundan elde edilen bilgisiyar hard diski içersinde "Prov mekt Oğuz" isimli word sayfası içersinde (2) ayrı şahsın konuşma çözümü olduğu görülmüştür.

[...

Oğuz: Böyle bir girişimin neden bir yıl sonra başlatıldığını sorabilirsiniz. Daha önce görüşmeler oldu. Protokollar da imzalandı. 1995-96'da Şam'da, Ocalan'm bilgisinde bir protokol imzalandı. Ben bu girişimde kendim bulundum. Daha sonra 1997'de Brüksel'de görüşme oldu. Çevik Bir'e bağlı, Osman albayla görüştü.

Avukat: Bu girişimi çok olumlu buluyoruz. Baştan belirteyim. Ben PKK'yi değil Öcalan'ı temsil ediyorum. Öcalan avukatlarına kendi adına her türlü girişimde bulunma yetkisi verdi. Hatta bizi yeni açılımlar yapmadığımız için eleştiriyor. Öcalan, PKK'dir. Önce Öcalan benimser, PKK ona uyar. Açılımları, Öcalan yapar. Kürt halkı da onu kabul eder. Bugün söylediğinin yarın 180 derece tersini söylese, yine PKK onun arkasından gider. Ocalan'm kabul etmesi sorunu çözer. Biz, Ocalan'm adına ilişkiye geçiyoruz.

Oğuz: Biz, Öcalan'a operasyonu yapan gücüz. Yani Özel Kuvvetler Komutanlığı. Genelkurmay adına bu girişimleri yürütmede görevli olan tek kurum. Bu girişimi, soruna bir çözüm bulunması için başlatıyoruz. Size temel politikaları okuyacağım

Bizim kayıtlarımızda PKK'li olduğunuz görünüyor, beyin önerisiyle böyle bir girişim başlatmak sizi önerdiğinde biz GBT kayıtlarından sizi inceledik. Orada öyle yazıyoruz. Ocalan'm avukatlarının çoğunun çift hatta üç taraflı çalıştığını biliyoruz. MİT bağlantılıların Ahmet Zeki Okçuoğlu'ndan ibaret olmadığını biliyoruz. Siz de bilin.

Oğuz: Bana verilen bilgi, Öcalan'ın, dışarıdaki arkadaşlarının böyle bir girişime hazır olduğunu söylediği şeklinde. İmralı'da bir tuğgeneral arkadaşımız var. Öcalan ile sorgu şeklinde olmayan görüşmeler yapıyor. Ve Genel Komutanlık'a rapor veriyor. Ne rapor verildiğini ben konum olarak bilmiyor olabilirim. Bunu isterseniz sorayım. (Sorduktan sonra) Öcalan, dışarıdaki arkadaşlarının bir girişim başlatmak için hazır olduğunu belirtmiş.

Böylece 1995-96 yıllarında da apocular ile Özel Kuvvetler arasında görüşmelerin olduğunu öğreniyoruz, bedelini Kürt milleti ödemiştir ama tam olarak kaç gencin canı ile ödediğini henüz bilmiyoruz. Dokümanın devamında avukat ile Oğuz arasında görüşme şöyle devam ediyor:

Avukat: Dağdakilerin indirilmesi konusunda ne yapılacak. Öcalan'm Kuzey Irak'taki gerillalar için değişik bir önerisi var. Bunu sorgusunda söylediğinde komutanlar hayretle karşılayıp çok ilgi göstermişler. Her duyanı şaşırtıyor. Öcalan, Kuzey Irak'taki PKK'nin silahlı gücünün orada kalıp TC'nin hizmetine girmesini savunuyor. Bu durum zaten şu anda Genelkurmay'ın işine geliyor. Barzani biliyorsunuz, PKK'nin güçleri ile savaş halinde. Genelkurmay bunu kendi lehine değerlendiriyor.

Avukat: Öcalan, Kuzey Irak'taki gücün, ABD'nin Barzani'ye yönelik hesaplarını boşa çıkarmada kullanılmasını öneriyor. Bu gücün feodallerin etkisizleştirilmesi için kullanılabileceğini söylüyor. Demokratik bir Irak yönetimi oluşturulmasında bu gücün rol almasını istiyor.

Oğuz: Ne kadar bir gücün Kuzey Irak'ta silahlı kalmasını istiyorsunuz. Bunu bir rapor halinde bize verin. Bu öneriye sıcak bakabiliriz.

…]

Ergenekon İddianamesi 2008, Syafa: 281-284

Bu görüşme Abdullah Öcalan’ın Türkiyeye dönmesinden sonradır. Ama öz olarak Tuncay Güney’in ifadesindeki ile aynıdır. Onun için Doğan Erbaş’ın, Tuncay Güney’in ifadesinin etkisini azaltmaya çalışması boşunadır.

Daha önce de söylendi ve iddianamede tekrarlanıyor. Abdullah Öcalan’ın avukatları Mahmut Şakar ve İrfan Dündar Kongra-Gel’in kongresine katılarak, Abdullah Öcalan ve Türk ordusndan şefleri olan askerlerin emri ile savaş kararı çıkartıyor.

Bu işin daha öncesi var özellikle Doğu Perinçek-PKK (1989-1991), Yalçın Küçük-PKK (1991-1998 ve sonrası) ilişkisi oldukça önemlidir. Yalçın Küçük de Doğu Perinçek gibi PKK ile ilişkilerde devlet, daha doğrusu asker tarafından görevlendirilmiştir. Fakat nasılki Özel Kuvvetler 1999’da Abdullah Öcalan ve PKK’yi ele geçiriyorsa, Yalçın Küçük ve şefleri ki bir askeri gurup olmalı, PKK’nin yönetimini ele geçiriyor. Doğu Perinçek ve ekibi kontrolü kaybediyor ve PKK aleyhine yayın yapmaya başlıyor. Bu ne demektir? Bu demektirk ki Yalçın Küçük gurubu, daha doğrusu Yalçın Küçük’ün sahipleri Doğu Perinçekin sahiplerinden daha güçlü idi.

Yalçın Küçük’ün gidişi Abdullah Öcalan’ın isteği üzerine gerçekleşmiş olmalıdır. Yalçın Küçük’ü ‘gönüllü sürgüne’ gönderen ekip, 1993’te kontrolü ele geçiriyor. Elebetteki PKK içerisinde başka guruplar da vardır, ama Abdullah Öcalan’a en yakın ve dolayısıyla devletin resmi politikasını uygulayan, koordinasyonu sağlayan Yalçın Küçük’ü gönderen guruptur.

Yalçın Küçük; Demirel Cumhur Başkanı, Çiller Başbakan ve kerhane patronu vergi rekortmeni olduğu için gönüllü sürgüne gittiğini söylüyor. Yalandır. Kırmızı bir yalandır ve kuyruğu, boynuna taktığı atkıdan daha uzundur. Ajanlığını gizlemek için söylüyor. Yalçın Küçük gönüllü gitmemiştir. Tehdit ve ölüm tehdidi ile gitmiştir. Beş kuruş para vermeden, yanına inek sesli Bilgesu Erenusu vermişler. Erenus da inek sesi çıkaracağına öyle kendi kendine muzik olmuştur. Uzay Gönlüm’den sonra 2. sırada Türk müzisyenidir. Mübarek olsun. Neyse şöyle ‘geçerken’ değindim. Yalçın Küçük PKK ilişkisini başka bir yazıya bırakıyorum. Fakat o da, Doğu Perinçek’te, Ferit İlsever ve PKK’ye bulaşmış olanların tümü katildir. Kürt milletine karşı işledikleri suçlardan dolayı yargılanmalı ve cezalandırılmalılar.

Türk devletinin PKK ile ilişkisinin açık kısmının, sadece sol kökenli veya sol tanınan gurup ve kişiler üzerinden yapıldığı zannediliyordu. Oysa iddianamede öyle olmadığı görünüyor.

Vedat Yerener Yeniçağ gazetesinde yazıyordu. Devlet Bahçeli ve MHP’yi Kürtlere karşı pasif görüyor. Yazılarında sürekli Kürt’lere karşı, özellikle güney Kürt’lerine karşı devletin savaşaması gerektiğini yazıyordu. İşte bu Vedat Yerener’in derin marifetlerini iddianameden öğreniyoruz.

Vedat Yerener kendisine ait mekanlarda yakalanan belge ve dökümanlar ile ilgili: “Kuzey Irak’a gidip haber yaptığını, Pkk kamplarında Cemil BAYIK, Osman ÖCALAN başta olmak üzere birçok yönetici kadro üyesi insanla röportaj yaptığını” söylüyor. Fakat Vedat Yerener’in yaptığı röportajlar yok. Yayınlanmıştır. Gerçi Sarp Kuray ve Ali Kemal Özcan’ın Yeniçağ yazarı Aslan Bulut üzerinden de ergenekoncu kamuoyundan destek almaya yönelik çalışmaları (2005 Temmuz ayında Sarp Kuray ve Ali Kemal Özcan Aslan Bulut ile görüşmüştü) vardı. Öyle görünüyor ki ilişkiler daha köklü ve çok daha eskilere dayanıyor.

Devam edecek.