Güney Kürdistan’daki son gelişmeler üzerine 

Saddam Hüseyin rejiminin yıkılışından bu yana 5 yıl geçti.. 5 yıldan bu yana Güney Kürdleri Bağdat’ta kurulan tüm hükümetlere “ortak” oldular.. “Geçici İdareye”, “ Allawi”, “Caferi” ve en son “Maliki Hükümetlerine” doğrudan katıldılar ve en üst görevler aldılar.. Tüm bu süreçler boyunca bir dizi gelişmeler oldu.. Güney Kürdistan Liderliği tüm bu süreçler boyunca “Yeni Irak” temasını ön plana çıkardı ve “eski Irak’ın” artık tarihe gömüldüğünü siyasi diskurs olarak ön plana çıkardı. Bu arada Irak bir “Daimi Anayasa”ya kavuşturuldu. Bu anayasaya Kürdlerin bazı ulusal hakları konuldu..

Irak devletinin kuruluşundan beri Kürdlerle Araplar arasındaki tüm savaşların esas nedenlerden biri olan “ulusal sınırlar” konusunda siyasi bir karar yerine “anayasal bir karar” alındı.. “Geçici İdari Yasasının” 58.maddesi ve “Daimi Anayasanın” 140.maddesi Kürdlerle Araplar arasında bir asırdan beri kavga nedeni olan Kürdlerin “işgal altındaki topraklar” dediği soruna çözüm yöntemi olarak getirildi.. Kürdlerle Araplar arasındaki bu “uzlaşının” mimarı ABD dir. Paul Bremer’in bu konuda sergilediği tutum tüm Kürd çevrelerince bilinmektedir.

Bu son 5 yıl içinde Bağdat’ta iktidara gelen hiç bir Irak hükümeti Kerkük ve diğer işgal altındaki Kürdistan topraklarına ilişkin anayasal maddeleri pratiğe aktarmadı. Bugünde Caferi vb Irak yöneticileri açık bir şekilde “bilinçli bir şekilde sorunu askıda bıraktıklarını” söylüyorlar.. Saddam Hüseyin iktidarının yıkılmasından sonra Kürdlerle Araplar arasında imzalanan Kürdlerin hakları olarak bilinen hiç bir antlaşma ve anayasa maddesi uygulanmadı.. Peşmergelerin durumu, petrol yasası, Kürdistan bütçesi, Kerkük ve diğer işgal altındaki Kürdistan bölgelerinin sorunu gibi.. Aslında kağıt üzerinde kalan ve bir anlamda caduc olan verilen sözler, yapılan antlaşmalar ve anayasal güvenceleri bir kenara bıraksak, durum Saddam döneminden farklı değildir. “Yeni Irak’ın” Arapları, Kürdleri Saddam dönemindeki otonomi sınırlarının içine hapsetmek istiyorlar.. Aslında bu süreç uzun bir süre içinde hazırlandı ve 22 Temmuz da Irak Parlamnetosu tarafından resmi olarak başlatıldı..

Kerkük ve diğer Kürdistan toprakları konusunda Araplar ve Kürdler bir çözüme varmadıklarından dolayı Birleşmiş Milletler devreye girdi.. BM temsilcisi Di Mistura hazırladığı raporun ilk bölümünü yayınladığı zaman Kürdler tarafından savunacak bir yanı yoktu.. Kürdlerde haklı olarak tepki gösterdiler.. Ama, Irak’ta Kürdlerin dışında Di Mestura’nın hazırladığı rapor konusunda iyimser kimse yok. Araplar ve Türkmenler açık bir şekilde Di Mestura’ya karşılar yada Kürdleri dahada izole etmek ve tavize zorlamak için uzun bir şekilde düşünülmüş bir stratejinin taktiklerini uyguluyorlar..

Araplar, 22 Temmuz darbesiyle beraber Kürdlere karşı açık saldırıya geçtiler. Bu saldırı sadece basın ve yayın kanallarıyla yürütülmüyor.. Araplar, Anayasa’nın 140.maddesinin çözüm olarak sunulduğu bölgeleri askeri olarak kontrol etmek için harekete geçtiler. Son bir kaç haftadan beri Xaniqin, Qeretepe vb.. bölgelere yapılan askeri saldırılar “yeni bir işgal” denemesiydi.. Araplar, Kürdistan Başkanı Mesud Barzani’nin haklı olarak “Saddam’ın dahi Kürdistani kimliklerini tartışmadığı Xanqin ve Şengar” bölgelerini tartışmaya açmaları “Kerkük Meselesini ve 140.maddeyi” çıkmaza sokmak içindi.. Bir çok Arap çevresi Maliki’nin “ordunun başında Kerkük’e Fatih olarak girmesi için” çağrılar yapıyorlar.. Hatta bazıları hızını almayarak “Duhok, Hewlêr ve Suleymaniye”de almayı talep ediyorlar. Kürdlerin Xaniqin sorununa kanalize olduğu bu son süreçte Irak hükümeti tümü Araplardan oluşan iki askeri birliği Kerkük’e yerleştirdi.

 Ama bu son gelişmelerin ilginç yanı Kürdlerin kendilerini “ortak” olarak gördüğü Irak hükümeti, Kürdistan’a orduyu gönderirken Kürdlere danışmamasıdır..

 Irak hükümeti bu askeri işgal girişimi hakkında ne Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’ye, ne Irak Başbakan yardımcısı Behram Salih’e ve ne de Irak Genelkurmay Başkanı Babekir Zebari’ye danışmış ve görüşlerini almış..

 Böyle bir ortamda ortaklıktan sözedilebilinirmi?

 22 Temmuz Parlamento kararı ve daha sonra Kürdistanı askeri olarak konrol etme girişimi Kürdlerle Araplar arasındaki ilişkileri yeni bir düzeye taşıdı.. Araplar gerçek niyetlerini askeri araçlarla açık bir şekilde ifade ettiler.. Eğer bugün Araplar Kürdistan’a karşı açık bir askeri saldırıyı göze alamıyorlarsa bunun esas nedeni Kürdlerin sahip olduğu askeri güçtür.. Bundan dolayı Maliki hükümeti ABD’den M16 uçaklarını satın almak için harekete geçmiştir..

Kürdistan Parlamento Başkanı Adnan Mufti dünkü parlamento açış konuşmasında haklı olarak “Maliki hükümeti bu silahları kime karşı kullanmak için alıyor?” diye soruyor.

Ayrıca Mufti konuşmasında devamla ABD’ ye çağrı yapıyor ve “silah satın alma antlaşmasında bu silahların Kürdistan bölgesine ve Irak halkına karşı kullanmama şartını koymasını” talep ediyor. 

Bilindiği gibi ABD ile Irak yönetimi arasında aylardan beri tartışılan “Stratejik Antlaşmanın” en büyük sorunlarından biri “Kürdlere” ve “Kürdistan Bölgesine” ilişkindir.. Maliki yönetimi bu antlaşmada “Kürd” ve “Kürdistan’a” ilişkin bir ibarenin yer almaması için dayatmada bulunmaktadır.. Ayrıca Maliki yönetimi “ABD’nin bölgede kuracağı askeri üslerin yerlerini tespit edilmesi meselesini Irak hükümetine bırakmasını” istiyor. Irak yönetiminin buradaki açık amacının Kürdistan’da askeri üs kurmayı engellemektir. Hatta bazı söylentilere göre Maliki bu görüşmeleri sürdüren Hoşyar Zebari’nin yerine bir yakınını görevlendirmiş!!!!

Bilindiği gibi “Türkiye ile Güney Kürdistan arasındaki çelişkilerin açık savaş ortamına doğru ilerlediği dönem” sınırları kontrol etme meselesi gündeme geliyor.. PKK’nin giriş ve çıkışlarıda kontrol edilecekti.. ABD, Peşmergelerle birlikte bölgeyi kontrol etmek için asker göndermek istiyor.. Irak yönetimi ABD askerlerinin Peşmergelerle birlikte sınırları kontrol etmesini istemiyor ve bu plan suya düşüyor.. Bilindiği gibi yıllardan beri Güney Kore’nin bir birliği Kürdistandadır.. Onların görevi sınırları kontrol değil, yeniden yapılama faaliyetidir..

Irak hükümeti, Türkiye, İran ve Arap devletleri ABD’nin Kürdistan’da askeri üs kurmaması için ABD askerlerinin Kürdistan’da bulunmasını istemiyorlar.. Kürdlerin ABD askerleriyle yoğun bir temas ortamına girmemesi için ellerinden gelen tüm imkanları kullandılar ve halada bu tutumlarını sürdürüyor..

Kürd düşmanı güçler ve devletler, Kürdlerin askeri olarak ta kontrol ettikleri Germiyan mıntıkasını denetim altına alınması için Irak hükümetine her türlü yardımı yapıyorlar.. Türk Başbakanı R.T Erdoğan Irak parlamentosu 22 Temmuzda Kürdlere karşı darbe yapmadan bir kaç gün önce yaptığı bir açıklamada “Kerkük konusunda yakında bir antlaşmaya varılacaktır” demişti.. Onun Kürdlere karşı hazırlanan plan hakkında bilgi sahibi olduğu açıktı.. İran 22 Temmuz darbesinden sonra Irak İslam Partisine “sahip olduğu doğru tutumundan dolayı” kutlama mesajı gönderebiliyor. Çünkü, o parlamento kararında “Peşmergeleri Kerkük’te çıkarmak,Kerkük’e Irak’ın Güney ve Orta kesimlerinden askerleri gönderme” olayı vardı..

 Sonuç olarak 5 yıldan beri Irak’ta perde arkasında oynanan oyunlar, 22 Temmuzda su yüzüne çıkmıştır.. Araplar Kürdlere karşı “askeri gücü kullanma” niyetini bir daha ortaya koydu.. Demokrasi geleneklerinin olmadığı ülkelerde ne anayasanın, ne antlaşmaların ve nede verilen sözlerin bir anlamı ve önemi var.. Arapların bu girişimi geç oldu, ama iyi oldu.. Araplar gerçek niyetlerini ortaya koydular.. Şimdi sıra Kürdlerde.. onbinlerin devlet kurduğu bir dünyada, Kürdler ömür boyu Bağdat’ın merhametine mi kalacaklar? Cellatlarıyla birlikte mi yaşıyacaklar?

 Rojgar Merdoxi

 
Me di vê belavokê de çareserîya pirsa kurd û Kurdîstanê danîye ber çavan. Em bang û gazî li kes, sazî, rêxistin, rewşenbîr, tezgeh û tendensên sîyasî, demokrat û humanîst dikin ko piştgirîya banga me bikin.   Berdewam>>>