Ihanete rağmen Apo’nun PKK’sı gücünü nasil koruyor ve nasil çözülecek?

Sait Aydogmus

Türk Ordusu’nun Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt, bir kokteylde, PKK’nin eski gücüne ulaştığını belirten kısa bir demeç verdi ve bu demeç, her paşanın demeci gibi, Tüm Türk medyasının önemli bir haberi haline getirildi.
Bu demeçle amaçlanan tezgahın ayrıntılarının tam anlamıyla ne olduğunu bilmesek de, ulusumuzun, generallerle Apo’nun PKK’sinin baş tezgahının değişmez nesnesi olduğunu biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki, Büyükanıt, ulusumuzun potansiyelini ve mücadelesini berhava etmek için tezgahlanmakta olan oyunun tiyatrosunda, Apo ile beraber başroldedir. Büyükanıt, bir müddet önce de, Apo’nun kendi denetimlerindeki Imralı’dan, kendilerine rağmen, PKK’yi yönettiği ile ilgili bir yalanın da sahibiydi.
Belirtildiği gibi, önümüzdeki dönemde, Genel Kurmay Başkanı olacağına kesin gözüyle bakılan bu generalin, PKK ve Apo konusunda, ulusumuzu, Türk ve Dünya kamuoyunu yanıltma rolü üstlendiğini gösteriyor.
Gerçekten de PKK, Büyükanıt’ın dediği gibi, yine eski gücüne mi erişiyor? Gerçek böyle olmadığı halde bu yalan niye ve bu yalan hangi tezgahın aracı olarak kullanılmak isteniyor?
Aslında, Apo’nun PKK’si ihanet politikası daha bir açığa çıkalı beri, -üstelik, Kuzey’de, daha belli bir politik alternatif ortaya çıkmadan da- zaten hayli zayıflayıp küçülmüştür. TC yetkililerinin özellikle generallerin bu tutumu, konjonktörel değişiklikler gösterse de esas olarak, ”Demokratik Cumhuriyet ve Konfederalizm” stratejileri ile dört parçada da konforme edilen yani ehlileştirilen Apo’nun PKK’sinin, belirlenen sınırlar çerçevesinde, ulusumuz içinde, gücünün ve etkinliğinin korunması için yapılmaktadır. Devletin amacı, siyasetiyle Türkleşen ve zaman içinde herşeyi ile de Türkleşmeyi amaçlayan PKK’yi kullanarak, ulusumuzun muhtemel gerçek siyasal-örgütsel alternatiflerinin oluşmasını da her türlü yolu deneyerek engellemektir.
Bu amaç biz, PKK dışındakilerin öncelikli görevimizi de ortaya koymaktadır ve bu görev, Kuzey’de, tüm ulusal güçleri kapsayan ulusal politik bir alternatif örgütlenme yaratmaktır. Kuzey’deki Kürt hareketi olarak bu göreve kilitlenmek durumundayız. Bunu yapmadan , ne kaldığı kadarıyla PKK’yi çözebiliriz, ne de sömürgecileri yenebiliriz…
Sözü, asıl PKK’nin, ihanet siyasetine rağmen, daha da çözülüp çözülemiyeceği veya nasıl çözülebileceği meselesine getirmek istiyorum.
Konuyla ilgili son söylemem gerektiğini hemen söyleyerek konuya başlamak istiyorum: PKK ihanet siyasetine rağmen, çözülmeye karşı, beklentilerimizin ötesinde direnç göstermiştir, göstermektedir. Varılan sınırların, yeni politik-örgütsel alternatif veya alternatifler olmadan zorlanması, daha da daraltılması zor hatta imkansız gibi görülüyor.
Dün PKK’yi PKK yapan yanlışlarımızı, bir başka biçimde sürdürsek, bu defa, sadece Kuzey’de, zaten marjinalleşmiş bulunan siyasal hareketimizi değil,Türkleşme tezgahı ile karşı karşıya olan ulusumuzun varlığını da tehlikeye atmış oluruz.
Evet, durum bu kadar vahim…
Ihanet siyasetine rağmen, PKK nasıl oluyor da , ülke dışında ve özellikle ülke içinde, büyük çapta küçülüp demoralize olsa da, kadrolarının ve kitlesinin önemli bir bölümünü, hala koruyabilmektedir? Bunun nedenlerini saptamadan, siyasetimizi etkinleştiremeyiz, alternatif örgütlenmeler çıkaramayız, PKK’yi tam anlamıyla çözemeyiz ve dolayısıyla sömürgecileri yenip ulusumuzun kurtuluşunu da sağlıayamayız.
Tek cümle ile ifade edersek, artık Apo’nun PKK’sini ayakta tutan etmen, esas olarak Kürt siyaseti değil, ranttır. PKK’nin parasal varlığının, mal ve mülkünün, değişik alanlardaki kurumlarının ve özellikle Kuzey’de, ellerindeki 60 belediyenin olanaklarının yarattığı muazzam bir parasal rant etrafında kartallar, kargalar ve çakallar gibi üşüşen bir koca güruh sözkonusudur.

Halen PKK’yi ayakta tutan bu temel gurubu, PKK’nin kitlesine ve dolayısıyla oy potansiyeline gözkoyup, bunu TC nezdinde kendi çıkarları için kullanmak, yine bu güç sayesinde ABD, AB diğer, muhtelif devletler ve siyasal güçler gibi bazı dış güçlerin muhatabı olmak isteyen ve bunlar için Apo’ya kul ve köleliği kabullenen siyasal rantçılar takip etmektedir. Bu gruba, Apo’nun despotizmine, küfür ve hakaretlerine ve herzelerine teslim edilen ”şahsiyet” ve iradeleri karşılığında, Kürtçülüklerini ve politikacılıklarını, zevahiri kurtarmak için, Apo’nun PKK’si aracılığıyla TC’ye sigortalayanlar da dahildir..

Üçüncü gurup, ulusal değer ve idealleri için, PKK’ye, verdiği şehitlerle,gerilalarla, mahkumlarla, malül ve gazilerle, terkedip bıraktığı ve viran olan köylerle, mezralarla, bağ, bahçelerle bağlı olanların yanında, PKK’nin silahlı mücadelesiyle uyarılan sömürgecilere duydukları kin ve öfkeleri, ulusal değer ve iddealleri için PKK’ye inanıp bağlanan ve ihanet siyasetini hala ”taktik” sanan yurtseverlerin en saf ve bir o kadar da bilinçsiz ve olan bitenlerin içeriğinden bilgi sahibi olmayan kesimidir.
Dördüncü gurup ise ajanlar ve işbirlikçi kesimlerdir. Bu belli başlı kategorilere, kimi başka ufak tefek kategoriler de eklenebilir.PKK ile mevcut bağları, kimileri açısından çıkar, kimileri açısından da,herşeye rağmen, hala inanca da dayanan tüm bu gurupların, birliktelikleri ile ilgili ortak bir psikolojik savunma refleksleri de bulunduğunu unutmamak lazım.
Bu yazımda, özellikle önemli ve tehlikeli bulduğum ilk iki kategoriyi, biraz da açarak, haklarında kaba bir fikir vermek istiyorum.
PKK’den ayrılan üst düzey yetkililerden birisinin bir yazısından okumuştum:Bu iddiaya göre PKK, sadece Avrupa’da 1300 kişiye düzenli olarak aylık ücret ödemektedir. Bunlar, mutemelen Gazete, TV, dernek, enstitü, stüdyo vb.yerlerde çalışanlarla profesyonel siyasi kadrolardan oluşmaktadır ve bunların heresinin ailesi ve çevresi de bulunmaktadır ki, kendi başına bu 5-10 bin kişi demektir. Bu kategoriye PKK’ye ait olan ve gelir getirmek üzere kurulup işletilen işyerlerinin elemanlarını da katmak lazım. Bunların da küçümsenmiyecek bir rakamdan ve dolayısıyla kitleden oluştuğunu sanıyorum. Aynı şey daha büyük oranda ülke-içi için de sözkonusudur.
Fakat parasal rantı ve dolayısıyla bu ranta üşüşüp oluşan kitlenin esas gövdesini eldeki 60 Belediye oluşturmaktadır.
Son ”Görüşme”de Mehmet’in, ağabeyi Apo’ya söylediklerini okumuşunuzdur.. Söylenenler özetle şöyle: ”Her belediyede, hapisten çıkan bazı siyasi komiserlerle, yerel DEHAP yöneticileri, belediye meclis üyeleri ve Belediye Başkanı ile yakın çevresinden oluşan ve ’üçlü çete’ olarak tabir edilen bir rant çetesi bulunmaktadır ve bunlar tüm ihaleleri rüşvetle dağıtarak sağladıkları rantları paylaşıp ceplerini doldurmaktadırlar. Bu eskiden beri böyleydi ve bu sayede halen görevde olmayan eski 37 belediye başkanının yüzde sekseninden birer mümtaz iş adamı yaratılmış bulunmaktadır.”
Elimizde, anılan ”üçlü çete”lerin elinde olan bu belediyelerle ilgili sağlam veriler yok. Ancak örneğin en büyük belediye olan Diyarbakır ve 8 kazası ile ilgili kaba bilgilere dayanarak bir fikir yürütülebilnir. Araştırma ve soruşturmalarımdan elde ettiğim bilgiler bu 9 belediyede, işçi ve memur, toplam, 5000 bin kişi çalışmaktadır ve bu 5000 kişinin enaz 1500-2000 kişisi siyasal olarak da PKK’li veya sempatizanıdır. Diğer 50 belediye’de de,toplam, bir bu kadar PKK’lı veya sempatizan ücretli (işçi veya memur) bulunduğunu varsayar ve bunları aile fertleri ve etkileyebildikleri çevreleriyle beşe katlarsak, bu, toplam 15-20 bin yetişkin insan anlamındadır.
Bu rakamlara, bir de belediyelerin verdiği ihalelerle park kahve ve lokantaları, fırınlar, değişik amaç ve alanlarda kullanılan kulubeler, işyerleri ile muhtelif inşaatlar ve değişik hizmet alanlarıyla ilgili ihaleler vasıtasıyla hortumlanan rantlarla etkilenip bağlanan insanların sayısını da eklememiz lazım.
Teorik olarak, bu kategorinin, işçi ve memurlara göre, belli bir sermayesi ve dolayısıyla toplumsal hiyerarşide daha yüksek bir statüsüsü ve etkinliği bulunmaktadır. Sadece Diyarbakır’da, böylelerinin sayısının, binleri bulabileceği ifade edilmektedir. Belirtilen ekonomik ve toplumsal nedenlerle böylelerinin etkileyebileceği insan sayısı daha fazla olacaktır.
Elimde, kesin veriler olmadığı için bu konuyu uzatmak istemiyorum, ama neresinden bakılırsa bakılsın, bu rantlarla doğrudan veya dolaylı olarak etkilenebilen, harekete geçilebilen kitle, 30-40 bin kişiye varmaktadır. Açıktır ki, bu rakamlar, seçim türü, görece passif eylemlere daha büyüyerek yansımaktadır, yansıyacaktir.
Şimdi de ”siyasi rantçı” diye nitelendirdiğimiz kategoriye geçebiliriz. Bunların ne dün ne de bugün PKK’lilikle ilgileri yoktur, hatta kimilerinin yurtseverlikle de… Bunlar,”kuytu” bir yerde, sizinle beraber Apo’ya ve PKK’ye söylenmedik şey bırakmazlar. Bütün dertleri, PKK’nin siyasal etkinliği sayesinde, kendi siyasal etkinliklerini pekiştirmek ve yine PKK’nin oy potansiyeli ile yerel yönetici veya parlementer olmaktır. Bunlar, Kürt ve Kürdistan sorunun, uluslararası planda, Türkiye’de ve Kürdistan’da eriştiği ve ileride erişebileceği politik gücün/düzeyin farkındadırlar.
Güneydeki gelişmeler, ağızlarını salyalandırmaktadır. Sık sık, Türkiye’ye ve Kürdistan’a giden yabancı parlementer heyetlerin, uluslarası kuruluşlara ait heyetlerin ve Türkiye’deki kimi yabancı diplomatik misyonların muhatabı olabildikleri için, ağızları kulaklarına varmakta, onlardan duyduklarıyla daha da ateşlenerek heveslenmekte ve bu ateş ile heves, onlara, iradelerini Apo’nunkine tabi kılmaya, Apo’nun her türden küfür ve hakaretlerini yutup unutmaya yardımcı olmaktadır. Bu kategoridekiler, çoğunlukla ya büyük toprak sahibi, ya şeyh, ya aşiret reisi, ya sanayici, işadamı veya tüccar ya da doktor, avukat, mühendis veya yüksek bir bürokrattırlar. Bu nedenle de kitlesel etkinlikleri, yüzlerle hatta binlerle çarpılabilinir.
Diyebilirim ki, sadece bu kategorinin doğrudan ve dolaylı olarak PKK’nin etkinlik alanına sağladığı kitle, 40 bini aşmaktadır. Hem elde somut veri olmadığı hem de verisiz tahlillerle yazımı uzatmamak için, yukarıda andığım diğer başlıca iki gurubu tahlile yeltenmiyeceğim.
Ama diyebilirim ki, bu kategorilerin PKK’nin etkinliğine sunduğu kitle, öncekilerden az değildir.
Böylece en kötümser bir tahminle anılan kategorilerin PKK’ye sağladığı kadro ve sempatizan kitlesi yüzellibine ulaşmaktadır. Bunun oya tahvili ise onlara katlanmaktadır.
PKK’nin, halen kimlere ve niçin dayandığının yanısıra, nasıl çözüleceğini de tartıştığımıza göre, bu kategorilerin heresinin neyi/neleri önemsediklerini, nelere karşı hassasiyetlerinin olduğunu da ortaya koymamız lazım. Ama bunu yapıp yazıyı uzatmak yerine, tatlı bir faraziye ışığında ”söz ve saz”ı siz okuyuculara bırakacağım.
”Düşünün ki, Apo’nun PKK’sinin dışındakiler olarak, birlikte ulusal demokratik talepler etrafında politik bir birlik oluşturduk, ülke içinde ve dışında, eşiği aşarak, sömürgecilere ve ihanete karşı elle tutulur gözle görülür eylemler, etkinlikler ortaya koyduk ve bu sayede güçlenerek PKK ile kitlesel anlamda yarışır hale geldik; hatta O’nu aştık. Ekonomik ve siyasal rantın kaynaklarına el koymanın, onları halk lehine kullanmanın, etkilemenin ciddi bir adayı haline geldik. Sömürgecilere karşı mücadelemizle, ortaya koyduğumuz siyasal taleplerle PKK’nin ihanet çizgisini daha bir deşifre ederek, şehit ve gerilla ailelerinin, malül ve gazilerin, PKK’nin ihanetini ”taktik” sananların ulusal hislerine, duygularına, değerlerine, ideallarine ve maddi ve manevi ihtiyaçlarına daha iyi cevap verdik.
Dışardan gelen heyetler, diplomatik misyonlar, zaten ”terörist” diye nitelendirdikleri PKK’liler yerine, akın akın bize uğramaya, bizi muhattap almaya başladılar.
Ve eminim ki, bu taktirde, yalnız halen PKK’ye umut bağlayan şehit ve gerilla aileleri, malül ve gaziler, görece saf ancak bir o kadar da bilinçsiz ve gerçeklerden habersiz/bilgisiz yurtseverler değil, belki de onlardan önce ekonomik ve siyasal rantıçılar bize gelmeye başlayacaklardır.”
Işte PKK, asıl o zaman çözülebilecektir; ya da halkımızı Türkleştirene kadar hiçbir zaman çözülmeyecektir…
Eğer, yukarıdaki faraziye gerçeğe dönüştürülmek isteniyorsa, PKK dışındaki tüm Kuzey örgütleri kendi uzmanlık alanları ya da politik mücadele alanında düşünce üreten/üretebilecek ancak örgütler dışında bulunan belli başlı şahsiyetleri ve temsil gücüne sahip belli başlı demokratik kuruluşlarının temsilcilerini çağırmak suretiyle en kısa süre içinde, ”nasıl ortak bir mücadele ve örgüt?” gündemli bir ulusal konferans toplamalıdırlar.