Kurdi    English  France  Türkce  Deutch  Hebru     

Ana Sayfa   -----  Home


SORUN İMRALI SORUNU DEĞİL, KÜRDİSTAN SORUNUDUR!
 

 

TC devletinin İmralı süreci Kürt sorunundan farklıdır. Abdullah Öcalan'ın Kürdistan devlet oluşumuna karşı : “Ulus devlete karşıyız” argümanı Türkiye’nin birliğini sağlamak için kurulmuş, sömürgeci bir argümandır. Ulus devlete karşıysak, önce işgalci ulus devlete karşı olmalıyız.

 

Türk devleti Kürt sorununu halen bir ‘terör’ sorunu olarak değerlendiriyor. Geldikleri en ileri nokta, İstanbul’da, İzmir’de Kürt vardır bunlara ayrımcılık sorunu vardır ve bu diğer alanlarda da böyledir...!!

Halbu ki, Türkiye’de ciddi bir Kürt azınlığı var ve bunların Kürt olmaktan kaynaklanan bütün hakları gasp edilmiştir. Bu meseleye ‘Kürt sorunu’ demek anlaşılır.  Çünkü parçalanmış bir ulus ve ülke gerçeği var. Türkiye Cumhuriyeti’nin 90 yıllık pratiği Kürt halkının ulus-ülke gerçeğini ortadan kaldırma pratiğidir. Bu nedenle akla gelebilecek her türlü zor, baskı uygulandı. Ve devlet halen meselenin ‘Kürdistan meselesi’ olduğunu kabul etmemiştir. Bu nedenle görüşmelerden bir çözüm beklemek doğru değildir. Sürece de çözüm süreci demek doğru değildir.

 

 

A. Öcalan MİT projesi, bir Türk açılımıdır. Çünkü bunu Türk siyaseti yapıyor. Türk devletinin Öcalan ve PKK ile ilişkilerinde hedeflediği Kürdistan meselesini muğlak bir İmralı meselesine dönüştürmektir. Kürtler’in ulus-ülke gerçekliği ortadan kaldırılacak, Kürtler, Türkiye’nin şurasına, burasına dağılmış bir halk haline dönüştürülecek. Eskiden Kürt yoktu deniliyordu, şimdi tek tek Kürt vardır, Kürt milleti yoktur, Kürdistan yoktur deniliyor. Türkiye Devleti üçüncü dünya savaşında sınırların değiştiğini görüyor. Kendisini korumak güdüsüyle Kürtler’in varlığını kabul etmeye ve tek tek Kürtler üzerinden planlar yapmaya başladı.

 

 

Güney Kürdistan’da 1991’den başlayarak statüye doğru bir evrilme oldu. 2003’ten sonra federal sistem oluştu. Ama federasyon değil, defacto devlet gibi davranan bir yapı var orada. Orta Güney Kürdistan dediğimiz yer, Kürdistan’ın yüzde 18’ini oluşturuyor. Türkiye’nin işgal ettiği Kürdistan yüzde 42’isini oluşturuyor. Türkiye’de devlet aklı tehlikeyi görüyor. Bir ülkede yüzde 18 olan halk devletleşmeye gidiyorsa, yüzde 42’sini sen eskisi gibi yönetemezsin. Bu basıncı engellemeye çalışması lazım. “Çözüm süreci” ile bunu hedefliyor. Türkiye, 90 yıldır devlet siyaset mühendisliği yaparak, Kürtler’in devlet olma talebini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu zamana yayılmış jenosittir.

Bağımsız irade yerine, seçimle gelen parlamenterlerle kurulan ''İmralı heyetleri''nin iradesiz kılınması, Kürt halkının ayrı bir millet oluşundan dolayı doğan tabii haklarının reddi, kendi kaderlerinin kendilerince tayininin inkar edilerek, ihanet eden bir şahsın iradesinin hakim kılınması, Kürtlerin mevcut şartlarla sağlanan yok edilme sürecini hedeflemektedir. Sözde Kürtlerin temsilcisi diye piyasaya sürülen, Kürt diktatörü rolündeki bir şahsın kişisel çıkarlarını savunmaktan başka bir amaçları olmayan sözde vekiller ne yazık ki ”süreç ” dedikleri şeyin neyi kapsadığını hala bilmiyorlar! Diktacıya kuyrukçulukta sıraya giren, sözde seçimle gelmiş bu insanlardan daha büyük bir rezalet beklenemezdi. ”süreç” diyorlar, ne olduğunu bilmiyorlar. MİT ve özel harp elemanlarınca detayına kadar bunlar adına hazırlanmış, ama zavallılara henüz iletilme zahmetinde bulunulmamış!

 

 

Bugünü 30 yıl önce ile kıyasladığımız zaman uluslararası koşullar Bağımsız Birleşik Kürdistan için çok daha elverişli koşullardır.

 

Yakındoğu'nun merkezi ülkesi olan Kürdistan’ın bağımsızlığı ve birliğinin dünyadaki güçler dengesini önemli ölçüde etkileyeceği muhakkaktır. İlk elde bölgedeki dört devleti doğrudan hedeflediğini de göz önüne aldığımızda Bağımsız-Birleşik Kürdistan mücadelesinde silahlı mücadelenin her durumda gündemde olacağı açıktır. Silahın ne zaman ve nasıl kullanılacağı sadece bize bağlı değildir. Güç dengeleri, hazırlıklarımız ve işgalci devletlerin meşru mücadelemize göstereceği direnç ilk elde sayabileceğimiz diğer faktörlerdir.

 

Herkes daha yeni silahlanıyorken, bütün Kürt düşmanları, Kürtleri ortadan kaldırmak için tepeden tırnağa silahlanıyorken, İŞİD varken,  MİT insiyatifinde, "silahlı mücadele miadını doldurmuştur" türü açıklamalarda bulunmak, Kürtleri soykırıma uğratmak demektir...

Bu türden haince sloganları haykırmak, ülkesi dört işgalci devlet tarafından yüz binlerce asker tarafından işgal edilmiş ve ulus-ülke hakikatleri ortadan kaldırılmaya çalışılan Kürdistanlı siyaset erbabının işi olmamalıdır. Şengal’den Kobani’ye kadar gelişen olaylara baktığınız zaman, yıllarca “silahlı mücadele zamanı geçmiştir” diyenler bugün kapı kapı silah dileniyor. İran’dan, Türkiye’den koalisyondan silah istiyorlar. Bu olayların kendisi, aslında, bu tezin iflasıdır.

Home