Kurdi    English  France  Türkce  Deutch  Hebru     

Ana Sayfa   -----  Home


Türk devleti, şeytani bir devlettir.

İŞİD kadar şeytandır, daha da fazladır. Sahte şah Türbesinin taşınma planında bile Kürtleri hedefleyen bir stratejinin kokusu geliyor! Sahte Türbenin yeni yerini Rojava'nın toprak bütünlüğü bozma hedefini gözeterek seçmişler! Eski Türbe yerinde 40 asker tutuyorken,Kobani'de 800 özel harpçiyi türbe koruyucusu yapmaları Kürtlerin toprağını hedeflemektedir. TC'nin dünyanın en büyük ordularından birisiyiz palavrası da ortay çıktı. TC ordusu kağıttan kaplan çıktı. YPG, İŞİD'i kovduktan sonra ''kahraman TC ordusu '' ortaya çıkıyor ve utanmadan kutsal dedikleri Süleyman Şah türbesini düşman gördükleri Kobane Kürt topraklarına taşıyıp, bir adım ötesindeki TC'ye de götürmüyorlar!Türklerin cenazelerin kendi TC toprağına değilde Kobani esme köyüne koyması iğrenç bir olay olup Türklerin ne kadar adi millet olduğunu ispatladı.

YALAN CESET! ŞAH FALAN YOK!

Murat Bardakçı’:
„... Türbede yatan Süleyman Şah’ın kim olduğu konusunda aslında kesin bir bilgi yoktur ve ortada iki görüş mevcuttur: Süleyman Şah ya Türkiye Selçukluları’nın kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Bey’dir, yahut Osman Gazi’nin Süleyman ismini taşıyan dedelerinden biridir. Osmanoğulları’nın büyük dedesinin isminin Süleyman olduğu görüşünün kaynağı, Orhan Gazi’nin oğullarından olan ve Rumeli’yi fetheden kişinin Süleyman ismini taşımasıdır. Osmanlı döneminde “Çocuğa dedesinin isminin verilmesi” şeklindeki eski Türk geleneğine uyulduğu dolayısı ile Rumeli Fatihi Süleyman Paşa’nın bu gelenekten yola çıkılarak “Süleyman” ismini taşıdığı görüşünden hareket edilmiş ve Caber Kalesi’ndeki türbede hanedanın büyük ceddinin yattığı görüşü 19. asırdan itibaren ağırlık kazanmıştır. Ama tekrar söyleyeyim: Caber’deki türbede yatan kişinin kim olduğu hakkında hiçbir zaman kesin bir bilgi elde edilememiştir...

TC kodamanları, yönettikleri devlete bir harç katmak için hayali ecdad yaratıp, kime ait oldukları bile belli olmayan üç parça kemik için uluslararası operasyon yaparlarken, onların bu operasyonuyla dalga geçen Kürtlerin kaçı kendi öz dedelerinin hala kayıp olan kemikleri ile ilgilenebiliyorlar.
Türk denilen dejenere soysuzlar, hayali ecdadlarıyla övünüp onlara sahip çıkarlarken, onları yerden yere vuran kaç Kürt Şeyh Mahmut Berzenci’den, Şeyh Ubeydullah Nehri’den, Mîr Bedirxan’dab haberdar. Kaç Kürt Şeyh Said, Seyit Rıza, Kadi Muhammed ve Mustafa Barzani’ye sahip çıkabiliyor.


Türk denilen dönmeler, sahip oldukları devletlerinin bekası için, Tek Dil, Tek Millet, Tek Din, Tek Bayrak ve Tek Devlet şiarıyla hareket ederlerken, onların bu tek-teklerine karşın kaç Kürt kendi diline sahip çıkabiliyor.
İŞİD gibi daha önce devşirmeleşmiş Türkler, bir tek çakıl taşından vazgeçmeyiz derlerken, onlarla aynı dalga da buluşun Sırrı Sürreya Önder’in; „Kürdistan sadece Kürtlerin vatanı değil“ sözlerine kaç Kürt itiraz edebiliyor.
TC denilen Maffia çetelerinin hayali ecdadlarına sahip çıktıkları kadar, iki nesil öncesi dedelerimize sahip çıksaydık, Şeyh Said’in torunu AKP’nin Amed il başkanı olmakla, dedesinin hala bulunamayan kemiklerini sızlatmazdı.
Seyit Rıza’nın torunları; „Devrim şartlarında bu tür olaylar olabilir“ deyip hala CHP’nin peşine takılmazlardı...


Miroğulları, Kızılkayalar, Övürler milletvekili olmak için kuyruğa girmeden, hayali ecdadının kemiklerine sahip çikan Erdoğan-Davutoğlu ikilisine, dedelerinin hala bulunamayan kemiklerinin bulunması için hesap sorarlardı.
Aynı dine mensup olmaktan gayrı AKP eşkiya oligarşisi herhangi bir ortak paydada buluşamayan mümin Kürtler, AKP'nin bölgedeki gönüllü bekçiliğine soyunurlarken, ikilinin bugün yönettiği devlet tarafından denize atılan Saidê Kurdî’nin kemiklerine de aynı hasasiyetle yaklaşmalarını talep ederlerdi.
En önemlisi, daha düne kadar Kobanê’nin düşmesi için dua eden TC'nin ortak operasyon yapma tekliflerine karşı, YPG, Kobanê’nin kurtuluşu için canını feda eden binlerce Kürt gencinin hala kurumayan kanlarının hesabını sorardı...
Çünkü; ecdadımıza sahip çıkmayı beceremiyoruz, sahip çikmak isteyeni ise gerici olarak adlandırıyoruz...


Dilimizi konuşamıyoruz, dilimize sahip çıkarak onunla konuşmamız gerektiğinı milliyetçilile suçluyoruz...


Türklerin kutsal dedikleri cenazelerini kendi TC toprağına değilde, Kürt toprağı olan Kobani esme köyüne yerleştirmeleri iğrenç bir olay olup Türklerin ne kadar adi ve korkak bir millet olduklarını da ispatlamış oldu!
 

Home