Ana Sayfa   -----  Home


Türk askeri Kürdistan’ın güneyine düzenlediği operasyon’da büyük kayıplar veriyor.
 


Türk ordusu AKP ile beraber taktik değiştirerek köhne devleti ayakta tutmaya çalışıyor.

Kemalistler, İslamcılar ve caşlar Kürtlere tek bir karış toprak vermeyeceklerini ve son nefeslerine kadar direneceklerine dahil ant içmeye devam ediyorlar. Sanki Kürt toprakları kendi toprakları imişcesine kahpe bir tavırla kendi aptal halkını kandıran düşmanlar bu sefer yine Kürdistanın sert kayalarına çarparak yuvarlanmaya başladılar.  Beyni yıkanmış Türk yığınları Kürtlerin topraklarının olmadığına bile ikna edilmiş!!

Türklerin tümü işgal devleti olmak ile de övünür. İşgalcilik te başkalarının malına, mülküne el koymak ile olur. Türkler adalet, hak ve hukuk tanımaz bir guruptur. Moral ve etik değerlerden mahrum, yapabildikleri herşeyi mübah gören bir guruptur. Ellerinden gelse, mesela Çerkezlerin bütün mal varlığına el koyar ve bunda hiçbir sakınca görmez. Benim hakkım değil demez. Balkanlardan göçmen olarak geldikleri Anadolu’da, kendilerinden daha önce gelen çetelerin kendilerine verdikleri para, mal ve mülkün kaynağını sormadılar. Onlara göre zaten öyleydi. Onların hakkıydı. Başkalarının malına el koymak mümkün olduğu sürece problem yoktu. Şimdi ise talan edilecek alan daralması var ve onun için birbirine giriyorlar.  İşte bütün bu samankafalı milyonlar el birliği ile, sınırın ötesine, vurun, yok edin biçiminde  saldırgan,  kök kazıma, ezme mantığına dayanan politik ve askeri bir yaklaşımın arkasında olduklarını, bunun ana idoloji olduğunu ve Kürt otonomisi diye bir şeyin imkansız olduğunu amansızca vurguluyorlar.

 Türkiye’de İslami  Turancı ırkçı devlet milliyetçiliğinde ısrar devletin vazgeçilmez ideolojisi olmaya devam ediyor. Türk İslami çete devleti ne yapacağını şaşırmış bulunuyor. Çete devleti olarak kurulan Türk devleti, şimdi çetelerin savaş alanına dönüşmüş. Çeteler birbirini yakalıyor, sorguluyor, nahkemeye veriyor ve serbest bırakıyor. Kim kimi düzeltecek? Düzeltmek isteğenin düzgün olması gerekli, oysa hakim çete diğerlerinden berbat. Talan edilecek alan daraldığı için birbirini talan etmeğe çalışıyorlar. Çeteler arası mücadele tamamen bir mülk edinme savaşıdır ve en şiddetli bir biçimde devam ediyor. İslamist AKP hükümeti ve şeytan kılığındaki askeri kanat bu ideolojik yapılanma ile hareket ettiğinden ve soruna köklü çözüm projeleri geliştiremediğinden Kürtlere karşı yapılan savaşın son bulması mümkün değildir. İşte şimdi  güney Kürtlerine karşı yapılan azgın zulme giden yol bu ideolojik yapılanmadan kaynaklanıyor. Bütün Türk parti ve kurumlarının Kürdistan’daki varlıkları ayne küy koruyucuları gibi  sadece ve sadece askeri güce dayanıyor. AKP’nin Kürdistan’da aldığı oylar, Kürdistan’daki milyonluk ordunun etkisidir.

Dini şovenizm, ırkçı milliyetçilik, askeri baskı çorbası ile kendi askerinin kafasını alak bulak eden sözde yeni Osmanlıcılar nasıl bir bataklığa battıklarının farkında bile değiller. Sınır ötesine gidiyoruz, vuruyoruz diye yaygaralar koparıyolar. Askerler el kaldırdığında Birleşmiş milletler gözlemcisi gibi bir tavır takınan Abdullah Gül bir anda başkomutan oldu çıktı. 

Türk tarihi, Türk devleti kurulduktan sonra başlıyor, yalanlara dayanıyor ve şimdiye kadar sonuç itibari ile yalanların yararını gördüler. Fakat bu aktüel meselede, ki yeni bir sürecin devamıdır, yalanlar eski efektiveyi gösteremiyor. Artık randımanları düşük ve bazen yarar sağlamıyor.

İslamci kanat ana yalanı kurtarmak için, daha üst kökten bir ana yalan olan kahraman ve yenilmez şeytan kafalı ‘mehmetçiği’ hayin göstermek zorunda kalıyor. Olayın gerçeği; Türk askeri birliğinin, Güney Kürdistan’ına varması ile yeniden pusuya düştüyüdür. Sözde başkomutan ilan edilen islamcı pehlivan ve onu Özel cisinin önerisi doğrultusunda olmuştur. Yani  büyük  bir birlik ile karşı tarafa saldırıyorlar ve yine imha ediliyor ve geri çekiliyorlar.

AKP li Başkomutan yeniçerisinden korktuğu zaman BM temsilcisi oluveriyor, kellek komutanlar arkandayız deyince de kahraman bir 'başkomutan' olup çıkıyor. Hiçbir tarih ve geleneği olmayan Türk’ün, geçmişi inkar etmesi, daha önce ölenleri hayin ilan etmesi adettendir. Türk ordusunda hiçbir general, kendisinden önceki generalin devamı değil ve her biri diğerini etkisizleştirmek ve elimine etmek için uğraşır. Yani o zaman subaylar da hayin ilan edilir. Zaten kurmay takımı için kurmay olmayan subayların ve mehmetçiğin beş kuruşluk değeri yok. İstedikleri zaman kahraman, başkomutan  istedikleri zaman hayin ilan ederler. Eğer çarpışmaya katılan askeri birliğin tümü ölmemiş veya esir düşmemişse, geri kalanlar da kahraman değil, kaçmış askerlerdir ve hayindirler. Mehmetçik, ağlamaz, acıkmaz, yenilmez, üşümez, ısınmaz ile inşa edilen buzdan kale’nin hiçbir savaşa girmemesi gerekli. Çünkü eğer savaşa girerse buzdan kale erir ve yok olur. Çünkü eğer çarpışmaya girerse, terleyen, üşüyen, acıkan mehmetçikler olur ve imaj bozulur, ‘ordunun saygınlığı zedelenir.’

Ufak bir çarpışma’nın Türk’lerin psikolojisi ve ordusunun göbeğinde açtığı bu büyük deliği kapatmak çok zordur. Türk ordusu hiçbir çarpışmaya girmeden kahraman ilan edilmiştir. Marifeti; iç politikada bellirleyici olmaktır. Milyonluk silahlı gücü, Türk devletinin iç-iktidarına hakim olmak için kullanıyor. Onun için Türk ordusu ne yapı ve ne de imaj olarak küçük yenilgilere müsait değil.

 

 
 
Tema

KÜRDİSTAN DEVLETİNİN KURULUŞU TEK AMAÇTIR.

Nasil Türkler'in Türkiye'si, Gürcüler'in Gürcistan'i, Ermeniler'in Ermenistan'ı varsa Kürtler'in de Kürdistan'i olmalidir.

BU, BÜTÜN MİLLETLERİN EN DOĞAL HAKKIDIR. 

Eğer tüm Kürdlerin ortak bir bağımsızlık hareketi gelişirse ki, bu şimdi mümkündür,  ABD ve AB devletleri uzun süredir sürdürdükleri Arap - Türk yanlısı politikalarını değiştirmek durumunda kalacaklardır ve böylece ilk Kürdistan devletinin ortaya çıkması sağlanacaktır.
  
Makaleye giriş >>>

Home