Ana Sayfa   -----  Home


Dört devletin statükoyu koruma rüyası

Selahattin Çelik Tarafından

İŞİD’in saldırılarıyla birlikte, sanki doğruymuş gibi İran’ın bölge politikasındaki “hünerini” övenler az değil. Kuzey ve Batı Kürdistan hareketinin baskısı altında olan Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleriyle, “İran’la işbirliği olmamasından” şikayetçi. Türkiye ve Irak arasında karşılıklı yüksek düzeyde ziyaretler oluyor. Irak Şii yönetimi, Kürter’in bağımsızlık arayışını, bilinen sözlerle ”ayrımcılık”la eş görüyor (Bağdat hükümetinin Ulaştırma Bakanı Cebr Zubeydi, 6.11.2014, Hewlêr). Sesi çıkmayan Şam yönetimi, şimdi “dört devletin işbirliği” özlemini seslendiriyor, kuşkusuz Kürtler’in katılımı olmadan.

                                 

İnsan açıklamalar arasındaki benzerliğe baktığında, onların birbirine karşı kavgadan bitkin düştüklerini ve eski/şimdiki statükonun yıkılmasından korktuklarını görüyor. Dördü de statükoyu korumak istiyor. Burada cevap talep eden iki husus var: Acaba bu amaç için ortak bir çalışmaları var mıdır? Aralarındaki çelişkiler öyle bir işbirliğine yol verir mi?

 

Hatırlatma

 

Biz Kürtler önemli bir tarihi gerçeği yanlış kullanıyoruz. İngiliz ve Fransızlar’ı kastederek, emperyalist devletlerin Kürdistan’ı böldüklerini ileri sürüyoruz. Doğru ama eksiktir, çünkü Kürdistan’ın bölünmesi Kasr-ı Şirin Atlaşması’na kadar gidiyor (1639) ve o bölünmenin rejisörleri Türkler ve Farslardır. Ki bu iki devletin sınırları halen o antlaşmaya göredir. İngiliz ve Fransızlar bu defa dörde böldüler (1914-18) ve sorunu daha karmaşık hale getirdiler. Suriye ve Irak’ın kurulması ve izleyen sorunlar ve savaşlar, bu bölünmelerin ürünüdür.

 

Ankara ve Tahran, İngilizler ile Fransızlar’ın rolünü öne alıyor, kendilerininkini gizliyorlar ve ne yazık ki bizleri bu yalanlarla aldatmayı beceriyorlar. Abdullah Öcalan’ın “ünlü” Newroz 2013 mektubunda bu aldatmaca rahatlıkla görülebiliyor.

 

Gerçekte, önceki ve sonraki adı geçen devletler bugüne kadar statükoyu birlikte korudu. Sadabad Paktı’ndan (1937) Bağdat Antlaşması’na (CENTO, 1955) ve birçok gizli anlaşma, o işbirliğinin ürünüdür. 1950’lerde ABD ve Rusya’nın (Sovyetler Birliği) katılmasıyla statüko daha da katılaştı ve son dönemlere kadar Kürtler’i nefes alamaz halde tutmayı becerdiler. İşte dört devletin korumak istediği bu statükodur.

 

Hepsine evet, fakat Suriye?

 

Şam yönetiminin son günlerde ağzının açıldığını vurguladım. Rejimin Dışişleri Bakanı Welid Muallim’in sözlerini tekrarlamanın anlamı yok sanırım (6.11.2014, gazeteler). Çünkü o bay açıkça söylüyor ki, YPG’liler onların çocukları ve Suriye milliyetçileridir. Sözler, geçmişe göz atmayı gerektiriyor.

 

Biliniyor ki Türkiye’nin Suriye’ye karşı burnu her zaman havada olmuştur, birkaç kez tehdit etmiştir (1998). Dicle ve Fırat sularını tehdit olarak kullanmış ve halen kullanıyor. Suriye de genelde kapısını Kuzeyli Kürt muhaliflere açmıştır. Suriye’de PKK’nin varlığının sebebi daha çok bu çelişkidir. Olay büyüyünce Şam ve Ankara kolayca anlaştılar, Abdullah Öcalan’ı Suriye’den çıkardılar (9.10.1998), Adana Anlaşması (20.10.1998) ile Terör ve Terör Örgütlerine Karşı İşbirliği Anlaşması’nı (21.12.2010) imzaladılar. PKK’liler tutuklandı ve Türkiye’ye teslim edildi. AKP iktidarında bu ilişkiler o kadar ilerledi ki, Esad ve Erdoğan neredeyse kan kardeşi olmuşlardı.

 

“Arap baharı” ve Sunni ile Şii aşırılar arasındaki savaşla birlikte Türkiye ve Suriye karşı karşıya geldi. Ankara cihadistleri destekledi. Şam ise tekrar PKK’nin (PYD) kapısını çaldı. Hikayenin bundan sonrasını artık biliyoruz.

 

İnsan bu ilginç ilişkiyi, “düşmanların zorunlu dostluğu” olarak isimlendirebilir. İlginç dedim, çünkü “Cizîre Kantonu”nun ortasında yer alan Kamışlo’da binlerle sayılacak kadar Baas askeri, çeşitli istihbarat elemanları, polis ile belediye dahil çeşitli devlet kurumlarının varlığından bahsediliyor. Rejim, YPG güçlerinden ayrı “kanton”daki Araplar’dan çok sayıda milisi silahlandırmış ve Arap gençlerini orduya alıyor. Kantonun merkezinin neden Kamışlo’da değil de, Amude’de olduğu da ayrı bir ilginçliktir.

 

Acaba Muallim bunu mu kastetti?

 

Diyelim ki ortada bir anlaşma var. Olabilir, fakat anlaşmaların maddeleri vardır. Baas yönetimi yıkılmakla yüzyüze geldi, yine de Kürtler’in haklarını kabul etmiyor. Üstelik kendini Kobani direnişinin ortağı ve sahibi gibi gösteriyor, hem de bu direniş dört devlete ve oluşturdukları statükoya karşı olmasına rağmen.

 

Bu konuda PKK/PYD cephesinin sessizliği insanı korkutuyor. Benim tanıdığım PKK öyle bağlantıları kabul etmemelidir. Baas rejimiyle yaşadığı deneyle, o yönetime tekmeyi vurabilmelidir. Sadece PKK/PYD değil, hiç bir Kürt partisi, Türkiye, İran, Irak ve Suriye ile bağlantılara sadık kalmayı düşünmemelidir. Çünkü onlar, Kürtler’in acıları ve köleliği üzerinde varlıklarını sürdürüyor ve her koşulda Kürtler’e karşı işbirliği yapmaya ve kalleşliğe hazırlar.

 

Statükonun koruyucuları korkuyor

 

Onlar bölge haritası ve statükonun değişmesinden korkuyor. Sadece korkmuyorlar, ödleri kopuyor. Çünkü Kürtler bilinçleri, örgütlenmeleri ve mücadeleleriyle sofradalar. Bölge haritasının değişmesi ve statükonun yıkılması, haksızlıkların giderilmesi olacaktır. Eğer bu değişme olacaksa ve olmalıdır, bu kimsenin hediyesi olmayacak, aksine sadece Kürtler’in kendi çaba ve kanlarının ürünü olacaktır.

 

Olabilir ki şimdi Ankara, Tahran, Bağdat ve Şam uzlaşma çabasındadır. Ama nafile. Çünkü artık yalnız sayılırlar. Kuzey’de “çözüm süreci”nin (gerçekte “oyalama ve aldatma oyunu”) tıkanması, Güney’de inatçı devletleşme projesi ve Batı için tüm Kürt halkının sergilediği uyanıklık ve dayanışma, dört devletin çaresizliğinin göstergeleridir.

Tema

Pale

Nishtiman-M.E,

Rizgariya Kurdistan

Şehit Sofi

Dersim Kürtleri

Duyurular

Pale  Blog

Linkler

Kurdistan Forumu

Arsiv

Muzik



KÜRDİSTAN DEVLETİNİN KURULUŞU TEK AMAÇTIR.

Nasil Türkler'in Türkiye'si, Gürcüler'in Gürcistan'i, Ermeniler'in Ermenistan'ı varsa Kürtler'in de Kürdistan'i olmalidir.

BU, BÜTÜN MİLLETLERİN EN DOĞAL HAKKIDIR. 

Eğer tüm Kürdlerin ortak bir bağımsızlık hareketi gelişirse ki, bu şimdi mümkündür,  ABD ve AB devletleri uzun süredir sürdürdükleri Arap - Türk yanlısı politikalarını değiştirmek durumunda kalacaklardır ve böylece ilk Kürdistan devletinin ortaya çıkması sağlanacaktır.
   Makaleye giriş >>>

Home