Pale Forumu

Kirkuk 

Muzik

 Linkler

 Duyurular

 Arsiv

 Resimler 

NE TAKKE, NE KALPAK, SAHTE SOLCULUĞA DİKKAT!
 

Mustafa Elveren (Em.Öğrt.)

Kürt Sorununu barışçıl biçimde “Demokratik Siyasal Çözümü”nü isteyen aydınlarımızı, Cuhhuriyet ve Atatürk düşmanlığıyla suçlayan “sahte Kemalist  solcular” ile “sahte ulusalcı Müslümanlar” ve “sahte ülkücüler”  türemeye başladılar. Kendilerini “ulusalcı Türk solu” olarak tanımlayan bu yapay oluşumlar değişik kılıklarla her yerde sürekli karşımıza çıkmaktadırlar.  

 

Bu güne kadar yaptıkları sahtekarlıkları sıralarsak;

 

Devrimci gençleri darağacında sallandırdıktan sonra kanlı ellerini ulusal-beyaz eldivenleriyle örtüp, Atatürk ve  Atatürkçülük adına bu ülkeye her türlü kötülüğü yaptılar. Bunlara 12 Mart ile 12 Eylül Cuntalarını örnek vermek yeterlidir.

 

“Müslüman Türk Devleti’nin bekası” için Maraş’ta-Sivas’ta yaktıkları canlarımızın ateşinde pişirdikleri İslam Kebabı’nı Türk sosuyla süsleyerek bazı “düşkün” Alevilere servis yaptılar. Sivas’ta 35 canımızın katledildiği otelin müze yapılmasına çeşitli bahanelerle engel çıkarılmaktadır. Ak Parti’nin “Alevi Açılımı”   konusundaki iki yüzlü girişimi sahte İslamcılar için  en açık örneklerden biridir.

 

İmama takke, kendilerine de şapka taktırarak, ulusalcılık adına “Diyanet” formülünde birleşerek tek tip din icat ettiler. Gerici dinciliği Osmanlı’dan  daha beter uygulamaya koydular. Bir örnek vermek gerekirse,bir zamanlar Milli Güvenlik Kurulu  Genel Sekreteri olan Org. Tuncer Kılınç’ın  Avrupa’nın bir şehrinde yaptığı konuşmada “Cem evleri bölücülüktür” dediğini hala hafızalarımızda taşıyoruz.

 

Yani bunlar kimi yerde Türk-İslam, başka zamanda milliyetçi-ulusalcı,çoğu zamanda ise ülkücü olarak karşımıza çıkmaktadırlar

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun geleneksel gerici-dinci çizgisinin yerine kurulan Cumhuriyet ırkçı-ulusalcı olan daha kötü bir yönetim biçimine dönüşmüştür. Bu uygulama ufak-tefek değişikliklerle hala devam etmektedir. Bir yönetim biçiminin adı Cumhuriyet olması hiçbir şeyi değiştirmediğini görmekteyiz. O nedenle Cumhuriyet’in özü itibariyle Demokratikleşmesi şarttır.  

 

Bu günlerde “Öğretmen İle İmamın Kavgası mı? Yoksa takunya ile postalın çatışması mıdır?”  Soruları gündemi işgal etmeye devam etmektedir. Görünüşte sanki böyle bir durum varmış gibi yansıtılmaktadır. Halbuki, rejim kendini korumak amacıyla yetiştirdiği maaşlı “Atatürkçü Öğretmenler” ile Diyane’tin beslediği imam da, Devletin denetimindeki vakıflarca beslenen takunyacı da Cumhuriyet yönetimi’nin eserlerindendirler. Her ne hikmetse, bu cumhuriyette demokrasi denilen şey hiç uğramadı. Demokrasi mi? Bu ülkeye demokrasi gelmesini hiç akıllarına bile getirmediler. Çünkü, bu halk için özgürlük ve demokrasi lükstü. Daha zamanı gelmemişti. Sürekli bekleyiniz diyorlardı.

 

Bu güne kadar hepi Mustafa Muhammed’in sarığı ile Mustafa Kemal’in kalpağını gündemde tuttular. Bazen de asıl yüzlerini  Lenin’in sakalıyla perdeleyerek  sahte solcularla demokrasinin önünü kestiler. Yani Kürtlere karşı buruşan yüzlerinin düzelmesi için  Cami İmamının külahlının üstüne bir tanede Kalpak uydurmuşlardı.

 

-Ne postal ne de takunya,

-Ne medrese ne de kışla,
-Ne Siyah ne de yeşil cüppe,

-Ne takke ne de kalpak,

 

Tam demokratik bir Türkiye için kollarımızı sıvayalım. NE TAKKE, NE KALPAK, SAHTE SOLCULUĞA DİKKAT!

 

 

Mustafa Elveren (Em.Öğrt.)

mustafaelveren@gmail.com

www.gomanweb.com