Muzik

 Linkler

 Duyurular

 Arsiv

 
Problem uyduruk millet kurma projesidir
Mewla Benavî
 
Türk tarih kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu Türkiyede Kürt yok diyor. Uyduruk millet kurma ve uyduruk tarih kurma kurumu başkanı bu tartışmayı başlatmıştır. İsabetlidir. Tartışacağız ve Türk’ün varolmadığı ortaya çıkacaktır. Halaçoğlu veya başka birisi Türkiye olarak adlandırılan coğrafyada Türk göstersin. Adanalıdır Türk tarih krumu başkanı, Adanada bir tek tane Türk göstersin. Halaçoğlu herşeyden önce kendi aslını faslını açıklasın. Bu işler ‘Mutlu Türk’ olmak ile olmuyor artık.

Halaçoğlu neden Alevi Kürtler Ermenidir diyor?

Halaçoğlu Ermeni ve Avrupa’lı tarihçilerden yediği darbelerin yaralarını sarmaya çalışıyor. Halaçoğlu Ermeni katliamını inkar etmişti ve bazı Ermeni ve Batılı tarihçiler ile polemiğe girmişti. Ermeni katliamının Osmanlı devlet yetkililerinin planlı ve emirleri ile gerçekleştiğini iddia eden tarihçiler (Mavı Kitaba dayanarak), Osmanlı’nın resmi belgelerini referans göstermişlerdi. Halaçoğlu belgelerin sahte olduğunu idda etmiş ve Ermeni Tarihçi, Ara Sarafyanı, Türkiye’ye davet ederek Osmanlı arşivini açmaya söz vermişti. Söz vermişti ama son anda vazgeçti —Latife Soyadısız’ın (Türk devleti bakanlar kurulu kararı ile Atatürk’ten boşaltılan İzmirli Latife) mektuplarının yayınlanması konusunda da son anda vazgeçmişti. Yayınlanmama nedenin, öğretim görevlisi olan kardeşi Ahmet Halaçoğluna yapılan komplo olduğu yazıldı. Birileri kardeşine komplo kurdu ve Latife’nin mektupları yayınlanmadı— ve şimdi ‘Türkler Ermenileri öldürmedi, onlar Kürtleşti, Alvileşti diyor.

Alevilerin Ermeni olduğu iddiası bir Ermeni iddiasıdır. Ermeniler Türk devletinin çözülmesi sürecine hazırlık yapıyor ve şimdiden dayanak oluşturmaya çalışıyorlar. Türk tarih kurumu başkanının kökeni belli değil. Ama iddiası tam da Ermenilerin iddiasıdır ve onların işine yarayan bir iddiadır.

Belki bazıları, Halaçoğlu Ermeni ve Batılıların Ermeni katliamı iddiasını bertaraf etmek için söylüyor diye düşünebilir. Yani ‘katliama uğradı dediğiniz ermeniler ölmedi, din değiştirdiler ve şimdi Kürt görünüyorlar’ demek istiyor diye düşünebilir. Halbuki ne Halaçoğlu o kadar aptal, ne de Ermeniler ve Avrupalılar o kadar saftır. Halaçoğlu Kürt Alevileri, Ermenilere hediye etmeğe çalışırken, Ermeni katliamı iddiası aynen eskidi gibi devam edecek ve Halaçoğlu da bunu gayet iyi biliyor.

İşte tam Türk tarihi ve Türke yaraşır kurum başkanı. Kendisinin asıl ve faslı belli değil. Ermenilere Alevi Kürtleri peşkeş çekerek yanaşma olmaya çalışıyor. Sanki babasının malıdır ve başkalarına devredecek.

Türk istihbarat elemanları, daha önce, Zazalar Kürt değil demişlerdi. Bunun bilimselikeli teorisini hazırlamış ve birkaç “akıllı” Kürt de buna borazanlık yapmıştı. Genetik araştırmalar, Türk ‘bilim kurumları’nın yalanını ortaya çıkardı ve Zazaca konuşan Kürtler ile diğer lehçeleri konuşan Kürtler arasında genetik ayrıcı bir farkın olmadığını gösterdi.

Ama Türk tarih kurumu başkanı İngilizce bilmediği için bu tür ilmi gelişmelerden habersizdir. Arapça mı biliyor? Hayır. Farsça, Osmanlıca mı biliyor? Hayır. Yani tam bildiğiniz gibi, Türklere ve tarihlerine layık bir kişi. Kim, neden Türk tarih kurumu başkanı yaptı?

Türkiye olarak adlandırılan coğrafya’nın problemi Kürtler’in tanımlanması değil. Kürtler tanınıyor, biliniyor ve dünya’da homojen guruplardan bir tanesidir. Sosyal, ekonomik, coğrafya, dil, kültür ve tarih bunu gösteriyor. Bütün buların yanında son yıllarda bilim, tarih’in imdadına yetişti. Genetik ilmi, milletlerin kökenlerini şüpheye yer bırakmayacak derecede fakta’ya dayanarak izah ediyor.

Türkiye’nin sorunu Türk’lüktür. Kürt milleti, uyduruk millet yaratma projesini başarısızlığa uğrattı, yerle bir etti. Artık ‘Mutlu Türk’ geçerli değil. Sıkışan Türk tarihi ve kurumu, Ermenilere yaltaklık yaparak tarihi kurtarmaya çalışıyor. Fakat kurtuluş mümkün değil. Bizans’lıların Kürdistan’a getirip yerleştirdiği hırıstiyanların tümü Ermeni değil. Kürdistan’da katliama uğrayan sadece Ermeniler değil, Kürt hırıstiyanlardır da. Ermeni olarak bilinenlerin bir çoğu da Ermeni değil, Kürt’tür.

Şimdi tarih

Burada bir belgeden söz edeceğim, grafik olarak görebilirsiniz. Belge ve müellifi alim’in keşfi, Türk ve Batının tarih tezini sıfırlamıştır.

Akhbâr al-tiwâl (Îxbar El-Tîwal) Ebî Henîfe Ehmed Bin Dawûd El Dinawerî. Kitap geçen ay Türk’çeye de çevrilmiş. Ama benim elimdeki, Arapça, Kum (İran) basımıdır.

 

Dînawerî'nin 820 ile en geç 896 yılları arasında hazırladığı haritadır Resmi büyük göstermek için tıklayın

 

Dinaweri Ortadoğu ve İslam tarihinin bilinen en eski ve en büyük tarihçilerinden biridir ve Kürt’tür.

Dinaweri’nin Akhbâr al-tiwâl adlı kitabında bir harita vardır ve Kürdistan, Kürdistan olarak haritada mevcut’tur.

Bu, bilimselike—Şimdi meşhur Türklerden kimin kimi şaaptığı ile meşgul, onların şaapmalarını bilimselleştiriyor— profesörü, Yalıçın Küçük ve Türk tarih tezini, ‘ilk defa Selçuklular Kürdistan kavramını kullandı’ iddiasının yalan olduğunu gösterdiği gibi, Kürt ve Kürdistan, tarihin, şimdilik bilinen, bu çağında da Kürt olarak varolduğunu gösteriyor. Kürt milleti Ebî Henîfe gibi büyük bir alimi insanlığa verdiği için de gurur duymalıdır.

Sadece o kadar değil. Ebû Hanife’nin henüz ortaya çıkmamış kitabı, Ensab El Ekrad, kitap olarak bulunmazsa da, alimin bundan 1200 yıl önce, Kürtlerin nesebini araştırmış ve yazmış olması başlı başına çok büyük bir olaydır. Çünkü bu; Batılı’lıların ‘ulus’ tezini de yerle bir eder. Yani uluslaşmak hiç’te devlet kurmak veya ulus-devletin ortaya çıkması—Ki Avrupa’lıların medenileşmesi, güçlenmesi ve Avrupa’yı bütün dünya’ya uuygulamalarıdır— değildir.

Genetik’ten söz ettim. Dünyanın genetik haritası ortaya çıkarılmış ve Kürtler’in genetik farklılıkları gayet açıktır.

 

*Turkish olarak adlandırılan gurup etnik Türk değil. Türk adlandırılan ve Türkiye olarak adlandırılan coğrafyada yaşayan bazı guruplar için kullanılıyor. Kaynak sraştırma ve analizde bu açıklanıyor ve yazılıyor.Resmi büyük göstermek için tıklayın

 

Gerek Zazaca konuşan bazı kişilerin ve gerekse Türk ve Ermenilerin; Zazaların Kürt olmadığı ile ilgili iddialar vardır. Genetik iddiayı tamamen çürütüyor ve Zazaca konuşan Kürtler ile diğer lehçeleri konuşan Kürtler arasında ayırıcı bir farkın olmadığını gösteriyor.

“Zazaki (veya Dimili) dili Kürtçenin bir lehçesi olarak sınıflandırılıyor. Şimdi ise linguistik esaslarına göre İrani ayrı bir dil (Paul 1998) olduğu, Zazaki konuşan İnsanların belki İranın kuzeyinden geliyor (MacKenzie, 1962) olabilir iddiası var. Her nasıl olsa da, Zazalar kendilerini Kürt görüyor (Donald Stilo, yüzyüze görüşmeler). Bundan dolayı, Zazaca konuşanlar ile Kürtçe konuşan diğer gurupaların genetik ilişkilerini araştırmak ilginç olacaktı. Genetik olarak; Zazalar bir bütün olarak, diğer Kürt guruplara, ve Güney Kafkasya coğrafi komşuları, mtDNA için ve Kurmanci-T, Y-SNP haplogroup’larına yakındır. Daha önceki; Zazaların İran’ın kuzeyi insanlarına yakınlığı (MacKenzie, 1962) hipotezi genetik destek bulmuyor. Tabii ki genetik; Zazakinin İran kökenli bir lehçe olmadığını göstermiyor.”

Kaynak: MtDNA and Y-chromosome Variation in Kurdish Groups

Alevilerin bir bütün olarak veya Kürt alevilerin genetik ilişkileri henüz araştırılmamıştır. Ama burada önemli olan ve Alveliliği de etkileyen faktör; Alevi Kürtler’in çoğunluğunun Zazaki konuşuyor olmasıdır. Zazaki konuşanların tümü Alevi değil, Ama Alevi Kürtlerin çoğu Zazaki konuşuyor.

Bu:

1- Zazaki konuşanların Kürt olmadığı tezinin iflası.

2- Kürt Aleviler için, Zazaki konuşmayı bir üst kategori olarak kabul edersek, Zazalar ile diğer Kürt gurupları arasında ayırıcı bir fark olmadığı gibi, Alevi Kürtler ile diğer Kürtler arasında da ayırıcı bir fark yoktur.

3- Eğer 2 numaralı tez doğru ise, faktaya dayandığı için doğru kabul etmek gerekiyor, Kürt Alevilerin Kürt olduğunu, köken olarak ta diğer Kürtler ile aynı kökene sahip olduklarını kabul etmek gerekiyor.

4- Türk tarih kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu pamuk değil, hava dövmüştür ve kendisi ’hallaç pamuğu’ olmuştur. İddiası, Türk’lerin diğer tezleri gibi temelsiz ve yalandır.

 
Önce milletsiz devlet kurdular, sonra ‘Mutlu Türk’ milletini kurmaya çalıştılar ve başaramadılar, şimdi yeni bir şey uydurmaya çalışıyorlar. Türkmen’i piyasaya sürüyorlar. TTK başkanı saçmalıyor. Türkmen yani ne? Türkmen ne demektir, nerden geliyor, kimlerdir? Genetik araştırmalar, Türkiye sayılan topraklarda, Orta Asya kökenli genlerin oranının %3.4 olduğunu gösteriyor. KONDA’nın araştırmasına göre de Türk kökenlilerin oranı %2.8 dir.

Selçuk, Tatar, Moğul, Osmanlı, Türk, Türkmen, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Oğuz boyları vb. vb. kavramların ne anlama geldiği belli değil.

Mesela Doğu ve İslam’ın en büyük tarihçisi, Kamil Fî Tarîx’in yazarı, Kürt Ibn El Esîr, Moğullar için Tatar kelimesini kullanıyor.

Batılı’lar ve onlara dayanan Türkler, bu kavramların içeriğini siyasi amaçları için değiştirdiler. Oluşturmaya çalıştıkları milletin ’turkic’liğini destekleyecek şekilde tahrif ettiler. Şimdilik mecburen kullanıyorum. Sadece neden söz ettiğimi belirtmek için kullanıyorum.

Tarihçi olduğunu iddia eden TTK başkanı belgelerim var ama açıklamam diyor. Tarihçi; bir belgeyi elde etmek ve yayınlamak için hertürlü fedakarlığı ve rizki göze alırken, Türk tarihçisi belgeleri saklamak, yakmak ve tahrip etmek için çalışıyor.

Örneğin Atatürk’ün orjinal bir resmini bulmak mümkün değil. Hepsini ’güzelleştirmişler’. Sanki mübarek artiz! Hala Türk devletinin ne zaman kurulduğu bilinmiyor. Hala kendilerini aydın görenler ’Kurtuluş Savaş’ı uydurmasına sığınıyor. Türk Tarihi yalana dayandığı gibi, Osmanlı, Moğul ve Selçuk tarihine de yalan uydurulmuş ve tahrif edilmiştir.

Batı Avrupalılar, Ortadoğu, Kafkasya ve İran üzerinden Rusya’yı sıkıştırmak ve durudurmak istiyordu. Rusya’nın genişlemeğe başlaması ve Osmanlı sultanlığının yıkılış sürecine girmesi, Batı’lıları Osmanlı kalıntılarını ’turkic’ saymaya yöneltti. Osmanlı, Selçuk ve hele hele Moğulları Türk saymak garip bir icattır. ’Gavur’ icadıdır. Osmanlı ve Selçukluları; Kürt, Arap, Rom, Kafakslı saymak mümkün, ama Türk saymak mümkün değil. Moğullar ise çok ayrı bir hikaye.

Bunlar’ı tanıyoruz. Gizli işler ile uğraşıyorlar. Tarih çetesidir. Hala Lozan anlaşması orijinal belgelerini yayınlamadılar. Nedenleri olmalı. Lozan konferansının kimler, hangi devlet veya örgütler arasında başladığını gizliyorlar. Osmanlı tarafı adına, konferans ve görüşmelere katılan ilk heyetler hangi devlet adına, ne adına konferansa gitmişti, hangi tarihte Turk ve Turkey kullanıma girdi? Bilinmiyor, gizliyorlar. Tarih çetesi gizliyor ve belgeleri imha ediyor. Geçenlerde Türk medyası, Lozan anlaşması metinlerinin imha olduğunu yazdı.

Belgeleri imha etmek te bazen yetmiyor. O zaman tekrarın tekrarını uyduruyorlar. Kürt Alevilerin Ermeni olduğu tezi; başarısızlığın ve gizlenen katliam belgelerinin ifadesidir. Fakat kabahatı örtmek mümkün değil. Ne Kürt Aleviler tarih çetesinin yalanından dolayı Ermeni olur ve ne de istedikleri sayıda Türkmen bulmaları mümkün olur.

Orta Asya’dan göç edilenlerden söz ediliyor. Orta Asya’dan Batı’ya doğru göç edenlerin sayısının çok olması mümkün değildi. Ne Orta Asya’nın nüfusu, ne de komunikasyon araç ve yolları, yüzbinlerce insanın göç etmesine elverişli değildi.

Kaldı ki Orta Asya’nın insani olanakları, sözü edilen coğrafyanın demografik yapısını değiştirmeğe yetmiyordu. Bugün de yetmez. Yani Orta Asya tümden boşalsa bile Osmalı, Moğul, Selçuk’luların hakim olduğu iddia edilen coğrafyanın demografisini değiştirmeğe yetmezdi.

Osmanlı sülalesinin Orta Asya’dan geldiği doğru olsa bile, Osmanlı olarak adlandırılan devleti, sultanından dolayı, ’turkic’ saymak doğru değil. Eğer öyle olsaydı, İsveç bazen Alman, bazen Fransız ve bazen de Felemen olması gerekliydi. İsveç her üç bölgeden, halktan kral ithal etmiştir. Eğer öyle olsa Mısır, Şam ve bütün Arabistan’ın Kürt sayılması gerekli, çünkü Selaheddinê Eyyubi ve Eyyubi handanlığı Kürt’tür.

Türklerin her saçmalığı ve yalanına cevap vermek gerekmiyor. Ama örnek olarak Bağdat’a bakabiliriz. Bağdat uzun yıllar Selçukluların merkezi olmuştur. Ama Bağdat hiçbir zaman ’turkic’ olmamıştır. Bağdad’ın herhangi bir dönem turkic olduğunu söyleyen için tef çalınır. Halbuki eğer gerçekten Orta Asya’dan Ortadoğu’ya söylendiği gibi kalabalık göçler olmuş olsaydı, İslamin merkezi Bağdat, ki Selçuk’luların da merkezi olmuştur, ’turkic’leşmesi gerekliydi. Ama Batı’lılar orayı ’turkic’leştirmeyi uygun bulmadılar.

İstanbul da var. İstanbul bir dönem Osmanlı sultanlığının merkezi olmuştur. Ama İstanbul hiçbir zaman ’turkic’ olmamıştır. Bütün ’temizlik’ hareketlerine rağmen ’turkic’ olmamıştır. Başka taraf mı olmuştur? Kesinlikle değil. Afşar’laştırdıkları Avşar dünün yalanıdır. Hala tütüyor. Ama ’Çılgın Türk’ atmakta sınır tanımıyor. ’Bilimsel’ atıyor.

Ermeni tarih kaynaklarında Timurlenk’in Bazîd (Doğu Beyazıt), civarından olduğu ve Semerqend’i 510 kişi ile ele geçirdiği yazılıyor. Zaten gerek Selçuk ve Moğul ve gerekse Osmanl’ının başarısı için, başlangıç evresinde, kalabalık ordu gerekli değildi. Çünkü daha önce büyük devletler zayıflamış ve etki alanlarına giren beylikler merkezden kopmuştu. Her beylik etrafındakiler ile savaşıyordu. Selçuk, Moğul ve Osmanlı’lar; katliam ve işgallerini bu özel durum sayesinde gerçekleştirebildi.

Ama işgalin bir işleyişi vardır. Ya işgal edilen topraklar tamamen insanlardan temizlenir, Moğullar belli bölgelerde öyle yaptılar, ya da savaş sonrasında geriye kalanlar ile bir türlü anlaşma sağlanır. Yani eninde sonunda işgalci güç, yerli halka dayanmak zorunda. Onun için kraliyetler, devletler, dinler, diller değişse bile insanlar varlıklarını sürdürür.

Başkaldıran aileler veya beylik şefleri hatta bazen aşiretler sürgün edilse veya kılıçtan geçirilse bile, geniş bir bölgeyi boşaltamak veya halkını değiştirmek mümkün değildi. Bu düzgün bir hesap ta olmazdı. Eğer boşalttığı yeri, başkaları ile doldurma imkanına sahip olsaydı, belki bunu yapmak hem mümkün hem de verimli olabilirdi. Ama vahşet sürüleri dahi, yıkıp yakmak ile işin yürüyemeyeceğini gördüler ve mesela Moğullar, Ermeniler ile ittifak kurarak illerlemeğe çalıştılar. Ama sonuçtan kaçamadılar ve yokolup gittiler.

Artık ’Mutlu Türk’ ile olmuyor. Türkiye sayılan coğrafyada yaşayan insnalar ile ilgili genetik araştırmalar vardır. Genetik araştırmalar; insanların kendilerini nasıl gördüğünü değil, gerçek kökenlerini gösteriyor. İnsanlar korku, menfaat, kariyer, bilgisizlik veya toplumda muteber sayılan akıma kapılabilir ve kendisini farklı göstrerebilir ve hatta kendisni öyle de görebilir. Türkler; insanları kökenlerini milliyetlerini, dinlerini dillerini inkar etmeğe zorladılar. Ama genlerini değiştiremediler ve sonucu kabul etmek zorundalar. Antolia’da (Türkiye olarak adlandırılan coğrafya) yapılan araştırmaların tümü Orta Asya ve Asya’lı genlerin çok az olduğunu gösteriyor.

Bir ararştırmanın sonucu olan “Excavating Y-chromosome haplotype strata in Anatolia” adlı dokumnet araştırma sonucunu şöyle yazıyor.

“Parçaların çoğu (haplogroups E3b, G, J, I, L, N, K2 ve R1; 94%) Avrupa ve komşusu olduğu Yakın Doğu insanları ile ortak, buna karşılık Orta Asya (C, Q ve O; %3.4), Hindistan (H, R2; %1.5) Afrika (A, E3*, E3a; %1) ile çok az haplogroups ortaklık vardır.”

Milliyet gazetesinin 16-19 Mart 2007 tarihlerinde KONDA’nın yaptığı bir araştırma yayınladı. Araştırmada “Türk kökenlilerin’ Türkiye genel nüfusuna oranı %2.8 dir. Türk kökenlilikten kasıt Orta Asya kökenliliktir. Eğer varsa Türkmen bu %2.8’e dahildir. KONDA’nın yaptığı araştırma ile genetik araştırmala sonuçlarının bir birine yakın olduğu görülüyor.

Selçuk, Moğul, Tatar ve Osmanlı’nın tarih’te önem kazanması, sayılarının çokluğundan dolayı değil. Dünya’nın o zamanki özel durumu, İslam ile Hırıstiyan dinleri arasındaki mücadele, eski güç merkezlerinin kaybolması, yenilerinin henüz doğmamış olması vs. vs. den dolayı, medeniyet katili sürüler başarılı oldular. Bu guruplar; ahlaki bariyerlere sahip değildi, örgütlüydüler ve şiddeti varabilecek en uç noktasına kadar kullandılar.

Kürt tarihçi ve İslam tarih duayeni Ibn El Esîr, Kamil Fî Tarîx adlı eserinde bunların uyguladığı şiddetin yarattığı sonucu şöyle anlatıyor:

”Bunlardan tek biri, bir çok insanın bulunduğu bir köy veya mahalleye girip, onlardan birini diğerinin arkasında öldürebilir ve kimse bu atlı adama el kaldırma cesaretini göstermez. Bana anlattıklarına göre bunlardan silahsız bir kişi, silahlı bir kişiyi durduruyor fakat silahı olmadığı için esir aldığı silahlı kişiyi öldüremiyor ve ona (silahlı adama) ’elini yere koy ve kıpırdama’ diyor, silahlı adam dediğini yapıyor ve Tatar (elini yere koyan) adamın kılıcını alıp orada kafasını kesiyor.

”Başka biri bana şunları anlattı: 17 kişi ile birlikte bir yolda gidiyorduk. Atlı bir Tatar ile karşılaştık ve bize birbirinizin elini bağlayın dedi. Benim yol arkadaşlarım, onun dediğini yapmaya başladılar. Ama ben onlara, ’O yalnız bir kişidir, neden onu öldürmüyor ve kaçmıyoruz’. ’Biz korkuyoruz’ dediler. Ben onlara, ’Bu adam hemen burada sizi öldürecek, onu önce biz öldürelim, belki Allah bize yardım eder’. Alah adına yemin ederim ki onlardan tek bir kişi onu öldürmeye cesaret edemedi. Ben bir bıçak aldım, onu öldürdüm ve biz kurtulduk.’ Ve bu türden olaylar çoktur.”

Kaynak: Medieval Sourcebook: Ibn al-Athir: On The Tatars, 1220-1221CE

Görüldüğü gibi bunlar’ın fazla kalabalık olmaları gerekmiyordu, çünkü sözü edilen coğrafya’da yaşayan insnalar, örgütsel olarak çok perişan bir durumdaydılar. Daha önceki savaşlar ile güçten düşmüştü.

Zaten örgüt adına bir şeyin varolduğu bölgelere bulaşmadılar. Mesela Moğullar Kürdistan’a bulaşamadılar çünkü Kürtler örgütlüydü. Kürdistan’a da uzanmak istediler ama Kürtlerin örgütlü olduğunu gördüler ve hemen uzaklaştılar. Selçuk ve Osmanlı’lar da Kürtler ile anlaştılar. Kürdistan’a yakın bölgelerde hakimiyeti ele geçirdikten ve başka bölgelerde güçlendikten sonra Kürtler ile dönem dönem çatışmaya girdiler. Ama hiçbir zaman Kürt toplumunun idari, hukuki ve iç işleyişine karışamadılar.